Xsentius, "Dünya senin karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana yaklaştırıp yaklaştırmadığınla ilgilenir" diyor. Gemiyi karaya oturttunuz, 'Batmadı' diye sevinmemizi bekliyorsunuz.
Sürüyü kaybettik, bulduğumuz bir koyunla avunuyoruz. ABD'nin birinciliği, bizim sonunculuğumuz garanti. Böyle bir maçı 'kazandık' diye seviniyoruz. Bu kadar yoksunluğun içinde, gol attık, puan aldık, galibiyetle eve dönüyoruz yaklaşımı 'Züğürt Tesellisi'dir. Mesajlar ve yorumlar gülünç: "Mutluyuz... Umutluyuz..."
Demek ki daha önce kazandığımız maçlar, bu turnuva için 'Umut olmamış.' Kabul ediyorum, genç bir takımımız var, sporda başarısızlık da başarı kadar olası. Ama bu gerçekler; yaptığımız hataların, turnuvada kalitemizi ortaya koymaya engel olduğu gerçeğini değiştirmez.
Böyle başarısızlıklardan sonra 'Ders aldık' diye nutuk atarız da gerçek anlamda hiçbir zaman ders almayız. Hepimiz biliyoruz ki, geçmişte 'Ders aldık' dediğimiz bir çok deneyimden sonra benzer hataları yapmayı sürdürdük.
Bu bilimdışı yaklaşımları görünce de ne yazık ki umutlu olamıyorum. Montella maçtan sonra şöyle buyuruyor: "Elimden geldiğince onların psikoloğu gibi davranmaya çalıştım. Bence bir psikoloji uzmanına ihtiyaç olmayacak. Çünkü takım becerilerini, karakterinin ne kadar yüksek olduğunu gösterdi." Tecrübelerin, insanı ruhsal açıdan geliştirdiği de muhtemeldir.
Ama her zaman yükseğin, daha yükseği vardır. Hocam aynı açıklamasında "Son hafta hepimiz için zor bir hafta oldu. Kadroda zihinsel olarak çok enerji sarf eden futbolcumuz vardı" diyor ve ayağa kalkmanın zorluğundan bahsediyor.
Haliyle ilk 2 maçta 'Psikolojiyi doğru yönetemediğini" kabul ediyor. Oysa en az 250 milyon insanın umut bağladığı, gururlanmak için gözünün içine baktığı bu çocukların her açıdan daha iyi hazırlanması gerekmez miydi.
Şimdi 'Bir parmak bal' çalarak her şeyi hallettiniz, öyle mi! Ben de o zaman derim ki; dünkü galibiyet bizi haklı çıkardı. Yanlışlardan dönünce kazandın. Ve iddia ediyorum dünkü hücum düzeniyle Avustralya ve Paraguay maçlarına çıksaydık, en az birini alırdık ve çok farklı şeyler yaşıyor olurduk. Bir insan bir kuyuya iki defa düşmez.

29