Piyasada en kolay cümle: "Rakip fiyat kırıyor."
Bu cümle genelde toplantı odasına biraz yorgun, biraz kırgın, biraz da öfkeli girer. Masaya oturur, kahvesini önüne çeker, sonra herkesin suratına bakar.
Sanki bütün sorun o cümlenin içinde saklıdır. Rakip fiyat kırmıştır, piyasa bozulmuştur, müşteri vefasız çıkmıştır, satış ekibi ne yapsa çare bulamamıştır.
Sonra sıra tanıdık savunmaya gelir: "Biz daha kaliteliyiz."
Güzel. Kalite iyi şey. Kimse kötü ürün satmak istemez.
Müşteri rafta, ekranda, teklif formunda, showroom'da o kaliteyi çıplak gözle okuyamıyorsa o cümle içeride söylenmiş bir teselliye dönüşür. Şirket kendi içinde kendini alkışlar, müşteri ise fiyat satırına bakar.
Pek çok marka kendini rakibinden ayıran somut bir şey bulmak yerine kalite kelimesinin arkasına saklanıyor. Kalite orada büyükçe bir perde gibi duruyor. Perdenin arkasında fark yoksa müşteri de bunu seziyor.
İnsan sezgisi hafife alınmamalıdır. Müşteri teknik terim bilmez, üretim prosesi bilmez, gramaj bilmez. Ama birbirine benzeyen iki ürün görünce hangisinin ucuz olduğuna bakmayı bilir.
Fiyat savaşı burada başlar.
Bir marka, "Ben neden daha pahalıyım" sorusuna insanın içini rahatlatan bir yanıt veremiyorsa indirim kaçınılmaz hâle gelir.
Satıcı önce ufak bir jest yapar. Sonra bayi baskısı gelir. Sonra kampanya. Sonra sezon sonu. Sonra "bu seferlik" denir. O "bu seferlik" lafı kısa sürede şirket kültürüne yerleşir.
Bir bakarsınız marka fiyat listesiyle var olur hâle gelmiştir.
Oysa fiyat kırmadan satmanın yolu havalı sloganlardan geçmiyor. Reklam ajansının sihirli cümlesiyle de çözülmüyor. Ürünün, deneyimin, hikâyenin, üretim biçiminin, satış anının içinde elle tutulur bir fark yaratmanız gerekiyor.
Fark bazen ürünün kendisinde olur. Bazen kutusunda. Bazen teslimatta. Bazen satış sonrası aramada. Bazen müşterinin ürünü seçme biçiminde. Bazen üretim sürecine kattığınız küçük bir ritüelde. Bazen hiç kimsenin önemsemediği bir firede, bir atıkta, bir ayrıntıda.
Fark yaratmak için her zaman dünyayı yerinden oynatacak bir fikir gerekmez.
Herkesin baktığı yere başka gözle bakmak yeter. Bir tekstilci için kesimden kalan kumaş parçası yük gibi görünebilir.
Bir başkası onu ürünün imzasına çevirebilir. Bir mobilyacı için teslimat günü sıkıcı bir operasyon kalemi sayılabilir. Bir başkası o günü müşterinin evinde küçük bir seremoniye dönüştürebilir.
Bir gıda üreticisi için kavanoz kapağı sıradan bir parça gibi durabilir. Bir başkası o kapağı koleksiyon nesnesi yapabilir.
Burada kilit nokta "Bizim sektörde bu işler böyle yürür" cümlesini emekli etmektir.
Bu cümle çok tehlikeli!
Kibar görünür ama zihni kilitler. İnsana rahat bir bahane verir. Sonra herkes birbirine benzemeye başlar. Ürünler benzer, kataloglar benzer, stantlar benzer, sosyal medya paylaşımları benzer.
Herkes "güvenilir çözüm ortağı" olur, herkes "yüksek kalite" sunar, herkes "müşteri memnuniyetini ön planda tutar."
Sonra müşteri gelir ve soruyu sorar: "Son fiyatınız ne olur"
Bu soruya kızmaya hakkımız yok. Müşteriye fiyatı konuşturduysak sahneyi ona biz açtık.
Marka yönetimi biraz da sahne kurma işidir.
Müşterinin neye bakacağını siz belirlersiniz. Ona konuşacak başka bir şey vermezseniz, fiyatı konuşur. Ona anlatacak bir deneyim vermezseniz, indirimi sorar. Ona hatırlayacağı bir ayrıntı vermezseniz, sizi rakibinizle yan yana koyar ve en ucuz olanı seçer.

13