Trump'ın barışı, Netanyahu'nun savaşı

İran müzakere sürecinin anlaşmayla sonuçlanması, İsrail ile Amerika'nın savaş stratejileri arasındaki ayrışmanın kırılma noktasına geldiğini gösteriyor. Trump'ın üzerindeki ekonomik ve siyasi baskı, askeri müdahaleden elde edeceğini düşündüğü ve bir türlü gelmeyen zaferi anlamsız kıldı. Savaşa İsrail'in de telkinleriyle hızlı bir zafer elde edeceği varsayımıyla onay veren Trump, İran'ı da Hürmüz'ün kontrolü üzerinden küresel ekonomik dinamikler konusunda söz sahibi bir konuma getirmiş oldu. Kasım'daki Kongre seçimlerine doğru iç siyasette de hayat pahalılığı ve enflasyon baskısını hisseden Trump, İsrail'in bölgesel hegemon olma çabasının siyasi maliyetini üstlenmek istemiyor. Savaşın başında Amerika ile İsrail aynı askeri hedeflerle savaşa girdiklerini ilan etseler de son dört aylık süre iki ülke arasındaki strateji farkının keskinliğini ortaya koydu. Netanyahu İran'la sürekli bir savaş halini İsrail'in bölgede kurmak istediği hegemonya ve mutlak hareket özgürlüğünün temeli görürken, Trump savaşın küresel ekonomik sonuçlarının ve iç siyasi maliyetinin gereksiz şekilde yüksek olduğuna karar vermiş görünüyor.


ORTAK SAVAŞTAN SİYASİ HEDEFLERİN FARKLILAŞMASINA

Amerika'nın İsrail'in yoğun lobisine dayanamayarak İran'la savaşa girmesi Amerikan dış politikası açısından yeni bir dönemin habercisi olmuştu. Daha önce askeri müdahale tehdidini nükleer anlaşma sağlamak için tehdit olarak kullanan Washington, bu sefer İran'ın nükleer, balistik füze ve bölgesel vekil kapasitesini yok etmek ve mümkünse rejimini değiştirmek üzere savaşa giriyordu. Elbette bu hedeflerin gerçekçi olmadığı biliniyordu ve Amerika'nın işgal senaryosu içermeyen askeri hazırlığı da savaşın sınırlı kalacağına işaret ediyordu. Buna rağmen tırmanma senaryoları Amerika'nın işgale gidebileceğini de gösteriyordu. İsrail de barış müzakerelerini sabote etmek için elinden geleni yaparak Amerika'nın İran'la savaşını sürekli hale getirmeye çalışıyordu.

ABD ve İsrail'in ilan ettiği savaş hedefleri büyük oranda aynı olsa da siyasi hedeflerin farklılaşması uzun sürmedi. İran'ın Hürmüz'ü bloke etmesi ve ABD'nin de abluka uygulaması, meseleyi hızlı biçimde küresel petrol tedariki krizine dönüştürdü. Trump Avrupa ve Körfez'deki Arap ülkelerinden destek bulamazken savaşı bir an önce sona erdirme baskısıyla karşı karşıya kaldı. Savaşı destekleyen tek ülke İsrail'di ve onun da çatışmanın küresel ekonomik etkileriyle ilgili tek çözümü savaşın devamını salık vermekti. Trump'ın siyasi hedefi savaşı bitirmek, Hürmüz'ü açmak, ekonomik baskıyı azaltmak ve nükleer müzakere süreci başlatmak haline geldi. Buna karşılık İsrail'in hedefi İran'ın bölgedeki unsurlarını vurmaya devam etmek, Hizbullah'ı bitirmek adına Lübnan'ın güneyine doğru genişlemek ve İran'a zaman, para ve bölgesel avantaj kazandıracak herhangi bir anlaşmayı imkânsız kılmak olarak öne çıktı.


LÜBNAN MESELESİ ANLAŞMAYI BOZAR MI

İran'ın İsrail'in Lübnan operasyonlarını müzakere masasında tutması ve Trump'ın Netanyahu'ya baskı yapmasını sağlaması başarı sayılabilir. Washington'a 'anlaşmaya hazırız ama İsrail'i kontrol et' mesajı vererek Trump'ın diplomatik zafer arayışını etkin bir kaldıraca döndüren İran, Hizbullah'a yönelik saldırıların durmasını anlaşmanın parçası haline getirdi. Bu şekilde bölgesel vekillerini yalnız bırakmayacağı mesajını vermeye çalışan İran, Lübnan'ın tamamen çökmesini istemeyen Amerikan stratejistlerinin de üstü örtülü desteğini alıyor. İsrail Trump'a rağmen Lübnan'daki saldırılarına devam ederse İran için asıl test o zaman başlayacaktır zira Amerika'yla anlaşması uğruna Hizbullah'ı kaderine terk etmiş görünmek istemeyecektir.

İran'ın bu kadar zor koşullarda Amerika'yla anlaşırken bölgesel vekillerini de korumaya çalışması hem Trump'la Netanyahu arasını açıyor hem de İsrail'in hareket alanını sınırlamasını sağlıyor. Bu hamle bir an önce anlaşmak isteyen Trump için büyük bir sorun değil ancak İsrail'den anlaşmaya karşı yükselen sert sesler bu senaryonun kâbus olduğunu ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle, İsrail bölgede mutlak hareket özgürlüğü sağlamaya çalışırken İran'ın diplomatik hamlesinin bir sonucu olarak görülebilecek Amerikan vetosuyla karşı karşıya kalıyor. Buna karşın İsrail Lübnan'ı düşük şiddette vurmaya devam eder ve kuzeye doğru alanını sessizce genişletmeye çalışırsa Amerika'yla İran müzakere masasından kalkmayabilir.