Merkez güç Türkiye'nin diplomasi ısrarı

Türkiye diplomasi ısrarıyla merkez güç olma yolunda ilerlerken, bu stratejinin savaş risklerini gerçekten azaltabileceğine kim emin?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Antalya Diplomasi Forumu'nu Türkiye'nin sert güç ile yumuşak gücü birleştirerek merkez güç konumunu pekiştiremesinin göstergesi olarak sunuyor. Suriye ve İran krizlerinde diplomasi ısrarının olumlu sonuçlar verdiğini vurgulansa da, bu stratejinin bölgedeki savaş tehditlerine karşı yeterince etkili olup olmadığı sorusu hala açık değil mi?

Geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen Antalya Diplomasi Forumu (ADF), Türk dış politikasının bölgedeki savaş ve çatışmaların yarattığı karamsar havaya rağmen diplomaside ısrarına devam edeceğini gösteriyordu. Geleneksel hale gelen uluslararası konferansın muhtevası, jeopolitik konumu itibariyle tarihi çatışma ve kırılmaların ortasında yer alan ve yer almaya devam edecek olan Türkiye'nin adeta hemen her konuda ortak siyasi çözüm üretme enerjisinin bir ifadesiydi. Türkiye'nin bir yandan güçlü savunma ve ulusal güvenlik kapasitesi inşa ederken bir yandan da diplomatik gücünü artırması gerektiğini söylemeye gerek bile yok. Dış politika yapımının hem sert güç hem de yumuşak güç araçlarını ustaca kullanmak bir yana, bu iki alanda da kritik bir liderlik örneği gösterdiği herkesin malumu. Kendini o ya da bu ittifakın bir kanadı veya uzantısı görme anlayışını 'merkez güç' olduğu anlayışıyla değiştiren Türkiye, bunun en temel gereklerinden biri olarak diplomatik liderlik kapasitesini en üst seviyeye çıkarmasının farkında olduğunu gösteriyor. Antalya Diplomasi Forumu da her yıl etkisini artırarak Türkiye'nin diplomatik liderliğinin en önemli göstergelerinden biri olma yolunda ilerliyor.

SURİYE: UMUT, SABIR VE DİPLOMASİ

Türkiye'nin en kritik dış politika meselelerinden birisi bölgesel çatışma ortamının artık süreklilik gösterdiği bir ortamda Suriye'nin siyasi istikrarını koruyabilmesi olarak öne çıkıyor. Moderatörlüğünü yaptığım 'Suriye'nin İstikrara Giden Yolu' adlı oturumdaki tartışmada, ülkenin Esad sonrasında karşılaştığı birçok soruna rağmen umutlu biçimde doğru yolda ilerlediği teması öne çıktı. Suriyeli katılımcıların ülkeyi yeniden inşa sürecinde birçok meydan okumaya rağmen ilerleme kaydettikleri ve sabra ihtiyacı oldukları şeklindeki ifadeleri çarpıcıydı. Esad sonrası Şam yönetiminin Türkiye'nin de verdiği kritik destekle gösterdiği siyasi ve diplomatik yeteneklerin gerçekten ümit verdiğini söylemek gerekiyor. Suriye'yi iç savaşa döndürme çabaları karşısında başarılı sınavlar veren yönetim, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını dikkate alarak ülkenin siyasi birliğini sağlamaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın katıldığı oturumda 'savaşın tarafı olmadıklarını' söylemesi, Suriye'nin bölgeye istikrarsızlık ihraç eden bir ülke olmaktan ne kadar hızlı uzaklaştığını hatırlattı. Şara'nın bir buçuk senedir gösterdiği siyasi performans hem içerde istikrarı sağlamasına hem de dışarda kabul görmesine yardım etti. Türkiye'nin uzun yıllar ABD, Avrupa, Rusya ve İran'la diplomasiden vazgeçmeyerek Suriye'nin bugünlere gelmesindeki katkısını unutmamak gerekiyor. Bölgesel ve dünya güçleriyle sorunlar yaşamak pahasına ve önemli bedeller ödeyen Türkiye, sınır komşusunun güvenliğini kendi güvenliğinin parçası görerek hareket etti. Zaman zaman askeri gücünü kullanmaktan çekinmeyen ve tam da bu sayede Suriye'yle ilgili her masada bulunmayı başaran Türkiye'nin diplomaside ısrarı bölgenin istikrarına büyük katkı sağladı.

SAVAŞ BİTTİ-BİTMEDİ TARTIŞMALARI

Antalya'da her konferansta olduğu gibi birbirinden ilginç oturumlar, Orta Asya'dan Afrika'ya, Ortadoğu'dan Balkanlar'a kadar Türkiye'nin ilgili olduğu bölgesel konularla birlikte uluslararası sistem tartışmalarına da yer vermişti. Türkiye'nin diplomatik kapasitesini hem teorik hem de pratik olarak besleyecek bu tartışmaların yanı sıra siyasetçi, diplomat ve düşünce liderleriyle kurulan temasların kalıcı etkisi olacak. Konferans oturumlarının dışındaki birebir etkileşimlerin ve 'koridor' tartışmalarının değerinin de altını çizmek gerekiyor. Elbette bu tartışmaların önemli bir kısmı Amerika'nın İran'la savaşı üzerineydi. Aynı gün içinde savaşın bittiği ve bitmediği yönündeki farklı haberler bu tartışmaların tonunu da etkiledi. Uzmanların ve düşünce insanlarının savaşın neden biteceği ve bitmeyeceği yönündeki analizlerini sürekli değişen son dakika haberleri eşliğinde gözlemlemek de ufkumuzu genişletti.