İran müzakerelerinde şahinlerle pragmatizm arasında sıkışan Trump

İran'la müzakerelerde Trump çıkış yolu ararken iç ve dış şahinlerin baskısıyla Kasım seçimlerinin gerektirdiği siyasi pragmatizm arasındaki sıkışmışlığı devam ediyor. Son günlerde bir anlaşmanın şekillendiği yönündeki haberlerle tekrar savaşa dönüş sinyallerinin birlikte verilmesi bunun en somut örneği olarak öne çıkıyor. Trump, aynı gün içinde birbiriyle çelişen mesajlar vererek bir yandan anlaşmaya hazır olduğunu bir yandan da çatışmaya tekrar dönebileceğini ifade ediyor. Anlaşma ihtimali güçlendiğinde Kongre, muhafazakâr basın ve İsrail'den gelen tepkiler Trump'ın tekrar şahin bir çizgiye gelmesinde etkili oldu. Pazartesi akşamı itibariyle bir mutabakat zaptı üzerinde çalışıldığı, ABD'nin Hürmüz'de 'meşru müdafaa' saldırıları düzenlediği ve İsrail'in de Lübnan'daki operasyonları genişletmeyi planladığı şeklindeki haberler, anlaşmaya ne kadar yakın ve bir o kadar da uzak olduğumuzun göstergesi olarak okunabilir.


TRUMP ŞAHİN Mİ, PAZARLIKÇI BİR LİDER Mİ

Trump'ın ilk döneminde önce Obama'nın nükleer anlaşmasından çıkmış ve sonrasında maksimum baskı politikası uygulayarak İran'ı anlaşmaya zorlamaya çalışmıştı. Kuzey Kore politikasında da önce 'ateş ve öfke' tehdidini savurmuş ancak sonrasında Kim Jong Un'la askerden arındırılmış bölgede buluşarak Kuzey Kore'ye girmişti. Afganistan'da Taliban'ı yıllarca hedef aldıktan sonra Doha anlaşmasına imza atarak Amerika'nın çekilme sürecini somutlaştırmıştı. Çin'le ticaret savaşında da önce yaptırımlar ve ek vergiler uygulayarak ticaret anlaşması arayışında olmuş ve kısmi uzlaşılar da sağlamıştı. NATO üyelerine karşı son derece sert tavır alıp sonra üye ülkelerin savunma bütçelerini artırmalarını kendi başarısı olarak lanse etmişti.

Bütün bu örneklerde, Trump'ın ideolojik bir şahin olmadığını ve kendine has el yükseltme üzerinden anlaşma yolu arayan pazarlıkçı bir lider olduğunu görüyoruz. Önce krizi son derece yüksek bir retorik ve aciliyet diliyle büyüten Trump, sonrasında maksimum baskı kuruyor ancak bunu pazarlık sürecinin bir parçası olarak görüyor. Maksimum baskı sürecinde de yaptırım ve ekonomik baskıyla yetinmeyerek gerekirse askeri müdahale yoluna gidebileceğini de gösterdi. İran savaşına girmesinin de Trump'ın bu pazarlıkçı anlayışının işleyeceğini düşünmesinden kaynaklandığını söylemek mümkün. İsrail tarafından 'ikna' edilmesi, Maduro operasyonunun verdiği yüksek özgüven, İsrail yanlısı Kongre'nin desteği, Epstein dosyası ve siyasi zafer arzusu Trump üzerinde etkili oldu ancak kendini İran'ı hem yumuşak hem sert güç kullanarak istediğini alabilecek pazarlık yeteneğine sahip olduğunu düşünmesi en kritik psikolojik etken olarak öne çıktı.


CUMHURİYETÇİ ŞAHİNLER VE NETANYAHU FAKTÖRÜ

Amerikan halkının çoğunluğu ve Trump'ın kendi tabanı dahi savaşı istemezken Washington'daki dış politika şahinlerinin maksimalist tavırları Trump üzerinde etkili oluyor. Lindsey Graham ve Tom Cotton gibi senatörlerle Fox News ve Wall Street Journal gibi yayın organları Cumhuriyetçi siyasetin şekillenmesinde etkili olurken, İsrail Başbakanı Netanyahu da Kongre ve basın üzerindeki etkisi üzerinden şahin pozisyonun yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Bu çevreler İran'ın nükleer kapasitesinin tamamen yok edilmesini, rejimin ekonomik olarak çökertilmesini ve nihai olarak rejim değişikliğini savunmaya devam ediyor. Kasım seçimleri öncesinde petrol fiyatlarını kontrol etmek ihtiyacı hisseden Trump'ın vereceği tavizlerden korkan bu çevreler, gerçekçi olmayan bazı hedefleri öne çıkararak anlaşmanın üzerinde baskı kuruyor.

Netanyahu cephesi ise daha da maksimalist taleplerde ısrar etmekten çekinmiyor. İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin tamamen yok edilmesi, füze programının bitirilmesi ve bölgesel vekillerinden desteğini çekmesi gibi koşullar öne süren İsrail, Trump'ın kontrollü bir tansiyon düşüşü sağlamasına izin vermeyen bir dil kullanıyor. Netanyahu'nun Obama'nın nükleer anlaşmasına açıktan muhalefet ederek Trump'ı anlaşmayı yırtıp atmaya ikna ettiğini hatırlamak gerekiyor. Anlaşma süreçlerini doğrudan sabote etmek için elinden geleni yapan İsrail, Trump'ın İran'la anlaşmaya Lübnan'ı dahil etmesini önlemek için operasyonları genişleteceğini de duyurmaktan çekinmiyor. İsrail bölgesel üstünlük mücadelesi içinde olduğu İran meselesini varoluşsal bir mesele olarak satmaya çalışırken, Trump seçim öncesinde satabileceği bir siyasi zafer olarak görüyor.


İRAN KÖŞEYE SIKIŞTI MI

Şahinlerin öne çıkan tezlerinin temel varsayımı, İran'ın köşeye sıkıştığı ve bu nedenle daha fazla baskının ya daha fazla taviz almaya veya rejimi devirmeye yarayacağı yönünde. Ancak bu tez, İran rejiminin birçok krize ve varoluşsal saldırıya rağmen çok zayıflamış olsa da ayakta kaldığını görmezden gelmemizi istiyor. Trump'ın ilk dönemindeki maksimum baskı politikası, Süleymani suikastı, Mahsa Amini protestoları, Haziran 2025'teki 12 gün savaşı ve içinde bulunduğumuz savaş rejimi yıkmaya yetmedi. Dahası, İran askeri olarak büyük darbe yemesine rağmen Trump yönetiminin yanlış hesaplarının da bir sonucu olarak Hürmüz üzerinde söz hakkı olan bir pozisyona geldi. Rusya ve özellikle Çin'le geliştirdiği ekonomik ve siyasi ilişkiler de İran rejiminin ayakta kalmasına ve daha da önemlisi pazarlık gücünü artırmasına yardımcı oluyor.