Amerika'yla İran anlaşırsa

ABD-İran barış anlaşması Ortadoğu'da istikrar getirebilir mi, yoksa İsrail'e savaş açma özgürlüğü daha fazlı çatışmayı mı normalleştirecek?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, ABD-İran ateşkesinin hem tarafları anlaşmaya yaklaştırdığını ancak İsrail'in bölgedeki militarist tavrının bu anlaşmayı güvenilmez kılacağını savunuyor. Ortadoğu'daki güç dengelerinin köklü biçimde değişirken, Rusya ve Çin'in bu belirsizlikten faydalandığını vurgulayıp, soruyor: Kalıcı bir barış mümkün olabilir mi, yoksa sadece nükleer meselenin geçici paranteze alınması mı söz konusu?

İki haftalık ateşkesin ilk günlerinde anlaşmaya varılamadığı ve Amerika'nın Hürmüz'ü ablukaya alacağı yönündeki haberler anlaşma umutlarını azaltmıştı. Ancak son birkaç günde oluşan hava her iki tarafın da anlaşmaya yakın olduğu yönünde. Trump'ın İran'ın nükleer programını 20 yıllığına rafa kaldırmaya razı olabileceği ancak Tahran'ın 5 yılda ısrar ettiği belirtiliyor. Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin de yeni bir rejim üzerinde anlaşılarak açılması uzak bir ihtimal değil. Trump'ın Obama'nın nükleer anlaşmasındaki 15 yıldan daha uzun bir süreyi zafer olarak lanse etmesi kolay olmayacak ancak İran'ın nükleerden tamamen vazgeçmesi mümkün olmadığı için bu opsiyon savaşı sona erdirmek isteyen Trump için kötü sayılmaz. Hürmüz'den geçişlerin engellenmesi petrol varil fiyatlarının 100 dolar civarında kalmasını sağlıyor ancak bunun petrol ihraç edemeyen İran'a pek bir hayrı yok. Dolayısıyla iki tarafın da anlaşmak için güçlü nedenleri var. Ancak müttefik ve dostlarını iyice yabancılaştıran ABD'yle İran anlaşmaya varırsa nasıl bir bölgesel ve küresel güç dengesi ortaya çıkar

YENİ (YENİ) ORTADOĞU

Ortadoğu'da sürekli değişen güç dengelerine bakarak yeni bir bölgesel dengenin ortaya çıktığını konuşmak rutin hale geldi. Irak'ın işgali, Arap Baharı, Hamas'ın 7 Ekim saldırıları, Esad'ın düşüşü ve Gazze soykırımı gibi gelişmeler kritik dönüm noktaları oldu. Amerika'nın İsrail'le birlikte İran'a açtığı savaş da bu türden bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Washington'ın İsrail'in bölgesel rakibi İran'ı parya devlet seviyesinde tutmaya kararlı olduğu ve bunun için savaşa girdiği bir bağlamda, Körfez ve diğer Arap ülkelerinin hem arada kaldığını hem de Amerika'nın onları korumayabileceğini tecrübe ettiklerini gördük. Bu ülkelerin Hamaney döneminde İran'la attıkları normalleşme adımlarının savaş sürecinde pek de işe yaramadığı ortaya çıktı. İran bu ülkeleri hedef almakla kalmayarak Hürmüz'ü kapatması Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve Katar gibi ülkelere ekonomik darbe vurdu.

İran'ın Amerika ve İsrail'in savaşa gitmesini engelleyecek bir strateji uygulayamaması ve savaş geldiğinde de kendini bölgeye iyice yabancılaştırması stratejik hatalar olarak kayda geçti. Barış anlaşmasına varılsa dahi bundan sonra Amerika ve İsrail'in askeri güce başvurması çok daha normalleşecek. Bu da yeni bölge dengelerinin orta vadede çatışma ve savaş dinamiğinden çıkamayacağına işaret ediyor. Barış anlaşması nükleer meseleyi bir süreliğine paranteze alırsa görece stabilite sağlanabilir ancak İsrail'in bölgede kendi üstünlüğüne meydan okunduğunu hissettiği anda tekrar savaş başlatması kimseyi şaşırtmayacak. İsrail'e bu denli bir hareket özgürlüğü alanı oluşması, bölgede normalleşmenin kolay kolay gerçekleşmeyeceğinin habercisi. İyice sağcı militarist politikalara saplanan ve Amerikan siyaseti üzerindeki etkisi sayesinde bunu bölgenin tamamına yayabilen İsrail, yeni (yeni) Ortadoğu'nun olumsuz anlamda belirleyici aktörü olmaya devam edecek.

YENİ KÜRESEL GÜÇ DENGELERİ

İran'la savaştan en karlı çıkan aktörlerden birinin Rusya olduğunu söylemek mümkün. Ukrayna'ya karşı ciddi bir ilerleme kaydetmese de Amerika'nın odağının birkaç ay içinde Venezuela, Grönland ve İran'a kayması Moskova için kazanım sayılabilir. Dahası petrol tedarikindeki sıkışmaları aşmak adına Rusya'nın petrol satmasına yeşil ışık yakan Washington, yüksek fiyatlar sayesinde Rusya'nın bütçesine de kritik bir katkı sağlamış oluyor. Trump'ın Hürmüz'ü açmaya yardım etmedikleri için NATO'yu hedef alması ve Amerikasız bir NATO'nun tartışılması Rusya açısından stratejik sağlayabilir. İran'ın nükleer güç kulübüne katılmasını stratejik olarak istemeyen Rusya, bunun Amerika eliyle daha zor bir hayale dönüşmesinden de memnun olsa gerek. Trump yönetiminin hem NATO müttefiklerine hem de Japonya, Kore ve diğer Asya ülkelerine verdiği ekonomik zararın da Amerika'ya yaşattığı prestij kaybı Rusya'nın albenisinin görece artmasına yarıyor.

Çin açısından bakıldığında da Amerika'nın 'gereksiz' askeri maceralara girmesi 'kendi ayağına sıkması' olarak değerlendirilebilir. İran'a askeri, istihbarat ve stratejik destek verdiğini reddeden Çin'in Amerika'nın Hürmüz'de takılıp kalmasından memnun olması doğal. Ancak Çin'in Körfez petrolüne bağımlılığının ciddi bir problem yarattığı da kesin. Amerika'nın Çin'e giden petrole müdahale edebilmesi de Washington'la Pekin arasındaki ekonomik mücadelenin yeni bir halkası olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte Amerika'nın Asya'daki müttefiklerinin Trump yönetiminin istikrarsız politikalarından zarar görmesi onları Çin'le daha iyi geçinmeye zorlayacaktır. Bu anlamda Çin'in net kazanımları olacağını ve dünya ülkelerinin Amerika'ya bakışının köklü biçimde değişmesinin Pekin'in işine geleceğini söyleyebiliriz.