ABD-İran müzakerelerinin kırılganlığı

ABD-İran müzakereleri Lübnan'a İsrail saldırıları nedeniyle kopma noktasına gelse de tarafların tekrar masaya dönmesi somut bir ilerlemeye işaret ediyor. Trump'ın İsrail'e yakın isimlerin baskısı sonrasında sert bir söylem kullanmasına İranlılar sembolik bir masadan kalkma tepkisi vermesi, bu ilerlemenin kalıcı bir sonuca dönüşeceğini söylemek için erken olduğunu hatırlatıyor. Katar ve Pakistan'ın arabuluculuğunda İsviçre'de yürütülen görüşmeler, daha geniş bir anlaşmaya giden 60 günlük bir yol haritası, Hürmüz'de yol kazalarını ve yanlış hesaplamaları önlemeye dönük bir iletişim kanalı, Lübnan merkezli bir gerilimi azaltma mekanizması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetçilerinin İran'a dönüşü için zemin üretmiş görünüyor. Bunlar kritik önemi haiz gelişmeler ancak sürecin kırılganlığı da tam burada başlıyor zira müzakereler artık yalnızca İran'ın nükleer programı etrafında gerçekleşmiyor. Sürecin geleceği, İsrail ve Hizbullah başta olmak üzere bölgesel aktörlerin bu diplomatik zemini dışarıdan sabote edip edemeyeceğine de bağlı hale gelmiş durumda.


PARAMETRELER VE SENARYOLAR

Temel pazarlık parametreleri aslında oldukça açık. İran, yaptırımların kaldırılması, petrol gelirlerine erişim, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması, ABD'nin ekonomik abluka baskısının azaltılması ve İsrail'in Lübnan'da dizginlenmesini istiyor. ABD ise Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını, enerji fiyatlarının kontrol altında tutulmasını, nükleer denetimlerin yeniden başlamasını, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokuna sınırlama getirilmesini ve maliyeti yüksek bir bölgesel savaştan çıkış yolu bulunmasını arıyor. Washington, geçici petrol yaptırımı muafiyetleri dahil somut ekonomik rahatlama sinyalleri vermeye de başladı. Buna karşın İran'ın en kritik tavizleri (özellikle denetçilerin hangi tesislere ve hangi kapsamda erişebileceği meselesi) hâlâ belirsiz. Bu da sürecin temel İsrail tarafından kullanılabilecek siyasi riskini oluşturuyor: İran erken kazanımlar elde ederken, ABD denetim için beklemek zorunda kalabilir.

En iyi senaryoda, 60 günlük süreç bu kırılgan açılımı disiplinli bir diplomatik çerçeveye dönüştürebilir. UAEA denetçileri hızla İran'a döner, bombalanmış ve hassas nükleer tesislere erişim sağlanırr, zenginleştirilmiş uranyum stoku tespit edip izlemeye alınır ve bu stokun seyreltilmesi ya da ülke dışına çıkarılması için güvenilir bir yol haritası ortaya çıkarılır. Hürmüz'ün açık kalması sağlanırken Lübnan cephesi de sakin kalırsa müzakerecilerin sahadaki çatışmayı ve muhtemel gerginlikleri nükleer dosyadan ayrı tutmasına imkân verecek ölçüde sakinleşme gerçekleşebilir. Böyle bir tabloda Washington, askeri baskıyı diplomatik sınırlamaya dönüştürdüğünü iddia edebilir. Petrol akışı istikrara kavuşur, İran'ın nükleer programı yeniden şeffaflık görüntüsüne kavuşur ve ABD daha geniş bir bölgesel savaş riskini azaltmış olur.

Daha muhtemel görünen senaryo ise daha karmaşık. Görüşmeler devam eder, fakat her adım tartışmalı hale gelir. İran sınırlı denetimlere izin verir, ancak daha müdahaleci erişim taleplerine direnir. ABD, ileride baskının yeniden artırılabileceğini savunarak kısmi ekonomik rahatlamayı uzatır. İsrail, Lübnan'da "yakın tehdit" olarak tanımladığı Hizbullah hedeflerini vurmaya devam eder. Hizbullah da zaman zaman İHA veya roket saldırıları düzenleyerek direniş gücünün devam ettiğini göstermek ister. Bu durumda anlaşma tamamen çökmez; fakat tam anlamıyla güvenilir bir denetim rejiminin oluşması mümkün olmaz. Ortaya petrol ve finans piyasaları açısından görece sakin fakat nükleer meselenin oyun bozuculuğu açısından kırılgan bir bekleme dönemi ortaya çıkar.

Net başarısızlık senaryosu ise İsrail'in Lübnan'ı topyekun bir savaşa sürüklemesiyle gerçekleşebilir. Lübnan'da büyük bir saldırı ciddi can kaybına yol açar ya da Hizbullah'ın bir saldırısı İsrailli askerleri veya sivilleri öldürürse, İsrail tırmandırma yoluna gidebilir. İran bu durumda ABD'nin mutabakatı uygulayamadığını söyleyerek nükleer işbirliğini yavaşlatabilir ya da askıya alabilir. Hürmüz yeniden riskli bir hatta dönüşür. Trump yönetimi tehditlerle, yeni yaptırımlarla veya askeri hamlelerle karşılık verebilir. Böyle bir noktada nükleer müzakere hattı, bölgesel savaşa dönülmesiyle çöker.


LÜBNAN FAKTÖRÜ

Bu denklem, İsrail ve Hizbullah'ın ABD'yle İran arasındaki müzakere sürecinin iki açık oyun bozucu aktörü rolünü oynayabileceklerine işaret ediyor. İkisinin de çıkarları ABD-İran diplomasisiyle tam olarak örtüşmüyor. Hizbullah, başarılı bir anlaşmanın kendisini Lübnan'da daha savunmasız bırakmasından endişe edebilir; özellikle de Lübnan devletine daha fazla güvenlik kontrolü yükü bindirilirse. Hizbullah, Lübnan'daki tabanına ve İsrail'e hâlâ gerçek bir askeri aktör olduğunu göstermek zorunda kalabilir.