Atatürk, 1930 yılında yakın arkadaşı Ali Fethi Okyar'la bir sohbet sırasında, "Bizi dünyada diktatör görüyorlar" der.
Henüz Hitler iktidarda değildir ama İtalya'da Mussolini ile aynı kategoride görülmek Atatürk'ün hoşuna gitmemektedir.
Gençliğinden itibaren pek çok kez kader birliği ettiği Ali Fethi Oktay'a, "Bir parti kursana" der Atatürk.
Böylece ülkede muhalefet olacak; Türkiye de Batıda bir diktatörlük gibi gözükmemeye başlayacaktı.
Ali Fethi Okyar bu talimat üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kurar. Tarih 12 Ağustos 1930.
Parti kısa sürede inanılmaz ilgi görür. Örneğin Ali Fethi Okyar bir İzmir ziyareti için gemiyle bu şehre geldiğinde binlerce İzmirli sandallarla denize açılıp Okyar'ı karşılar.
Kurulduktan birkaç ay sonra parti bir kısmi yerel seçime katılır.
O seçimin gecesi Atatürk Çankaya Köşkü'nde özel kalem müdürü Rıza Soyak'a seçim sonuçlarını sorar. Rıza Soyak, "Bizim parti kazanıyor" der. Atatürk Soyak'a şu cevabı verir: "Hayır efendim. Hiç de öyle değil. Hangi fırkanın kazandığını ben sana söyleyeyim: Kazanan idare fırkasıdır, çocuk! Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler. Bunu bilesin."
Bu pek meşhur anektod, Rıza Soyak'ın hatıralarında yer aldığı için hepimiz onu biliyoruz.
Serbest Cumhuriyet Fırkası'na yönelik muazzam ilgi en çok partinin kurucusu Ali Fethi Okyar'ı ürkütür. Çünkü CHP ile yarın bir yarışa girdiğinde Atatürk'ün söz vermiş olmasına rağmen tarafsız kalamayacağını en iyi bilenlerden biridir Okyar. Kırk yıllık arkadaşıyla ters düşmek istemez.
17 Kasım 1930'de Serbest Cumhuriyet Fırkası kendi kendini fesheder. Ömrü ancak 3 ay sürebilmiştir.
"Seçimi Kazanan İdare Fırkasıdır, Çocuk!" başlıklı bir kitap da yazmış bir olarak bu öyküde bana göre iki tane kıssadan hisse var.
Birinicisi, Atatürk'ün daha o yaşarken ciddi bir muhalefeti vardı.
Atatürk'ün kişisel popülaritesinden, halk tarafından kurtarıcı olarak görülüp ilah mertebesinde sevilmesinden kuşku duyulacak bir şey yok. Ama aynı şey, Atatürk'ün devrimci programını uygulayan CHP için söylenemezdi.
1930'lar ve sonrasında CHP, daha sonra rahmetli Turan Güneş'in çok yerinde tespitinde olduğu gibi "mütegallibe"nin (zorbalıkla ve güç kullanarak tahakküm kuranlar) partisiydi. Kent ve kasabalarda eşraf ile tüccar ve onlarla birlikte hareket eden kaymakam-mal müdürü-jandarma dahil devlet aygıtının partisi.
Atatürk dönemini anlatan en iyi tanıklıklardan biri Fatih Rıfı Atay'ın Çankaya'sında, Atatürk'ün partisi kendi istediğini yapmakta direnince sık sık onları "Gidelim seçime, bakalım kim kazanıyor" diye tehdit ettiği anlatılır.
Atatürk, halkta kendisine yönelik sevginin farkındaydı ve bu çok hoşuna gidiyordu ama aynı sevgi partisine yönelmiyordu.
İşte o yüzden, genç özel kalem görevlisi Rıza Soyak'a "Kazanan idare fırkasıdır" demişti, muhalefetin kazanmasına asla izin vermeyecek jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valileri ismen de sıralamıştı.
Benim için bu anektoddan çıkan ikinci kıssadan hisse ise şu: "İdare fırkası" aradan çıktığından itibaren CHP hiç seçim kazanamadı.
İsmet Paşa, 1946'da yaptığını 1950'de yapmadı, idare fırkasını büyük ölçüde devreden çıkardı ve seçimi Demokrat Parti kazandı.
Ama ilginçtir, Demokrat Parti bu seçim zaferinden 10 yıl sonra o "idare fırkası"nın en güçlü unsuru olan ordu tarafından darbeyle alaşağı edildi ve CHP ile "idare fırkası" yeniden bir araya geldi.
CHP "idare fırkası"ndan kendini kurtarmak için bir büyük samimi girişimde bulundu, o da 1972'de Bülent Ecevit önderliğindeli büyük kadro hareketiydi. O hareketin önde gelen teorisyenlerinden Turan Güneş'in daha 50'li yıllarda CHP için yaptığı tahlili az önce aktardım. 70'ler CHP'si "Toprak işleyenin, su kullananın" diyerek o mütegallibenin sivil uzantıları ile arasına ciddi mesafe koydu ama aynı grubun entellektüel kesimi olan üniversite hocalarından yargıç ve savcılara, valilerden diplomatlara, Maliye Müfettişlerinden başka önemli devlet memurlarına kadar ciddi bir kesim ile CHP ilişkisi hiç kesilmedi.

25