Savaş bundan üç hafta önce, 28 Şubat Cumartesi sabahı Amerika ve İsrail'in durduk yere, güncel ve somut bir provokasyon bile yokken İran'a saldırmasıyla başladı.
Bugün 21. gün ve savaş hız kesmiş değil. Evet, İran daha az füze atabiliyor ama hala atabiliyor.
Türkiye'nin tutumu daha birinci gün açıklandı: İsrail, Amerika'yı tahrik etmiş, hatta "kandırmış"tı ve savaş bu yüzden başlamıştı. Türkiye çatışmaların durmasını istiyordu.
Dikkatli bir dille yazılmıştı Türkiye'nin tutumu. "Mazlum İran"dan söz edilmiyordu. Amerika ayrı bir yere konuyordu. Açıklama İsrail karşıtıydı ama İran yanlısı değildi.
Sonrasında, evet Türkiye Ali Hamaney için başsağlığı diledi ama ilk günkü çizgisini sürdürdü. Ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan ne de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'dan Amerika'ya ve onun başkanı Trump'a ilişkin tek kelime eleştiri duymadık. Duymamaya devam ediyoruz. Türkiye savaşla ilgili sadece İsrail'i eleştiriyor, İran'ı da savunmuyordu.
Perşembe gününe kadar…
O gün Türkiye, İran'ı eleştiren ve İran'ı saldırılarını durdurmaya çağıran ülkeler arasına girdi. Ama aynı çağrı Amerika'ya ve İsrail'e yapılmadı örneğin.
12 ülkenin Dışişleri Bakanları, üzerinde İran füzeleri ve dronları uçan, sık sık sirenler çalan Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da bir araya geldi. Bu ülkelerden sadece Pakistan ve Mısır İran saldırısına uğramamıştı.
12 dışişleri bakanı toplantı sonunda bir de ortak bildiri yayımladı. Ortak bildirinin en önemli iki maddesi 3 ve 4. maddelerdi:
"3. Bakanlar, İran'a saldırılarını derhal durdurma çağrısında bulunmuş ve uluslararası hukuk, uluslararası insancıl hukuk ve iyi komşuluk ilkelerine saygı gösterilmesinin, tırmanmanın sona erdirilmesi, bölgenin güvenlik ve istikrarının sağlanması ve krizlerin çözümünde diplomasinin teşvik edilmesi için ilk adım olduğunu vurgulamışlardır. Bakanlar ayrıca İran ile ilişkilerin geleceğinin, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesine, iç işlerine karışılmamasına, egemenliklerinin veya topraklarının herhangi bir şekilde ihlal edilmemesine ve askeri kabiliyetlerin bölge ülkelerini tehdit edecek şekilde kullanılmaması veya geliştirilmemesine bağlı olduğunu belirtmişlerdir.
4. Bakanlar, İran'ın tüm saldırıların derhal durdurulmasını, komşu devletlere yönelik her türlü provokatif eylem veya tehdidin koşulsuz biçimde sona erdirilmesini ve İran'ın kendi hedeflerine hizmet etmek üzere Arap ülkelerindeki bağlantılı milisleri destekleme, finanse etme ve silahlandırma faaliyetlerini durdurmasını öngören 2817 (2026) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı'nı uygulama yükümlülüğüne uyması gerektiğini vurgulamışlardır. Ayrıca İran'ın Hürmüz Boğazı'nda uluslararası deniz trafiğini kapatmaya veya engellemeye yönelik herhangi bir tedbir veya tehdide başvurmaktan ve Bab el-Mendeb'de deniz güvenliğini tehlikeye atmaktan kaçınması gerektiğini ifade etmişlerdir."
Bildiride İsrail'e ilişkin yegane gönderme, "Ayrıca İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırganlığını ve bölgedeki yayılmacı politikasını kınamışlardır" ifadesiydi. İddiaya göre bu cümlenin ikinci bölümü (İsrail yayılmacılığı) Türkiye'nin ısrarıyla bildiriye girmişti.
Bu ülkelerin bir araya gelmesi, İran'a durduk yerde saldıran ve savaşı başlatan taraflar olan ABD ve İsrail'i usulen de olsa kınamak yerine sadece İran'ı hedef alması, yaşadığımız bölgedeki büyük kırılmayı gösteriyor.

3