Mağdur vatandaş açısında bakınca durum net:
Hesabının bulunduğu bankanın, mesela Ziraat Bankası'nın internet sitesine girmiş, bu sitedeki yatırım hesabına ulaşmış, sonra aynı sitede listelenen fonlardan birine yatırım yapmış, yani bankadaki parasını TEFAS aracılığıyla o fona yollamış.
Bankası hergün ona aynı internet sitesinde fonunun o günkü değerini söylemiş. Vatandaş da fona yatırdığı paranın kazanıp kazanmadığını görebilir olmuş. Fnundan belli bir miktarı bozdurmak istediğinde, bozdurduğu fonun bedelinin iki gün sonra bankadaki hesabına yattığını görmüş.
TEFAŞ'ta listelenen ve bir anlamda Sermaye Piyasası Kurulu'nun garantisini taşıyan halka açık fonlarda düzen böyle işliyor. Bugün de öyle.
O vatandaşa bankası yatırım hesabı açmak istediğinde risk değerlendirmesi testi yapmış, vatandaşın yatırım yaparken aldığı riski görmesi istenmiş, yatırım yapılacak araçla ilgili de 7 üzerinden bir risk puanı oluşturulmuş. Risk puanı 7 üzerinden 5 olan bir fona yatırım yapan kişi, yüksek riskli ve spekülatif işlem yaptığını da biliyor.
Buraya kadar yazdıklarımdan, "Madem kazanın doğurduğuna inanıyordu öleceğine de inanmalıydı" diye düşünebilirsiniz.
Bu düşünce doğru değil.
Bu düşüncenin doğru olabilmesi için önce ortada bir kazan olması lazımdı.
"Burada gördüğünüz icabında doğurabilir ama icabında ölebilir bir kazandır" diyen iki tane otorite var: Bunlardan birincisi hisse senedi ağırlıklı fonlar için Borsa İstanbul Yönetimi. İkincisi, hem hisse senedi ağırlıklı fonlar hem de likit para fonlarına gözetim görevi yapan, piyasanın genel işleyişinin bir numaralı sorumlusu olan SPK.
Bu iki otorite, ne hisse senedi fonları için ne de likit para fonları için görevini yapmış. Hisse senetlerinin değerinin yapay biçimde şişirilmesine seyirci kalmak bir yana izin vermiş, hatta yol vermiş. Oysa bundan yıllar önce ilk hisse senedinde bu manipülasyon yapıldığında BIST yönetimi ve SPK bir olup bugün çıkan krizi daha başlamadan sona erdirebilirdi. Likit para fonlarında da fonların birbirinden borç alıp vermesine göz yuman SPK, likit olması gereken fonların likidite krizine girmesine seyirci kalmış.
O yüzden, eğer gerçekten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu fon soygununda "Sonuna kadar gidilmesi"ni istemişse, ilk yapması gereken şey SPK ve BIST yönetimlerini görevden almak ve yerlerine Türkiye'ye güven verecek bir ekibi oturtmak olmalı.
SPK ve BIST'in bu yangına sebep olmuş yönetimleri yerinde durdukça biz bu sıkıntıdan çıkamayız. Bu bir ön şart neredeyse.
İkincisi, herkese söylediğim tuhaf gelebilir ama bizi bu sıkıntıdan savcılık da çıkaramaz. Bizi bu sıkıntıdan çıkaracak kurum SPK bünyesinde kurulmalı ve güçlü tahsilat araçlarıyla donatılmalı.
Bugün, gerek ortadaki hileli işlemler, gerekse para ve mal kaçırma teşebbüslerine karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tek başına kalmış durumda ve gücü yettiğince mücadele ediyor. Ama bu mücadele aynı zamanda son derece teknik bir mücadele ve savcılık kaçınılmaz biçimde o teknik bilgiye sahip insan kaynağına sahip değil. O yüzden de hata yapabiliyor. Nitekim hafta sonu az kalsın vahim bir hatayı yapıyordu.

17