Fon soygunun siyasete yansımaları: Ne oldu da AK Parti'nin sessizlik yasası kırıldı

Türkiye'de geçmişte çok sayıda yolsuzluk ve haksız kazançla ilişkilendirilen skandal yaşadık.

Ak Parti 24 yıldır iktidarda olduğu için onun payına da yeterince skandal düştü.

Ak Parti dönemi skandallarının geçmiş dönemden bir önemli farkı oldu hep: Ak Parti içinden çıkıp bu skandalı eleştiren ya hiç olmadı ya da pek az oldu, o eleştirenler de partiden dışlandı.

Bu partide lidere biat etmenin ne denli önemli olduğuna dair sayısız örnek yaşadık son 24 yılda.

Her zaman son sözü lider söyledi, lider her zaman "Kol kırılır yen içinde" dedi; kendi yol arkadaşları arasında çok büyük yanlış yapanlara bile hiçbir zaman tam manasıyla hesap sormadı, bedel ödetmedi. Ödettiği en yüksek bedel kendi çevresinden uzaklaştırmak oldu.

Bazılarını çok uzağa da göndermedi. FETÖ ile ilişkili olanları bile, eğer kendi yakın çevresindense, elinin altında bir yerde tuttu.

Affetmediği tek bir kişi türü oldu: Kendisine siyasi ve ahlaki tutumu nedeniyle itiraz eden, kendi kişiliğini lidere biat adı altında ezdirmeyenler. Onları bir zamanlar çok yakınında olsalar bile bir daha hiç affetmedi, yanına sokmamakla kalmadı, onlara hayatı zehir de etti.

Onun bu yol arkadaşlarını koruyup kollayan ama kendisini eleştirenleri "hain" ilan edip affetmeyen tavrı partide ve yakın çevresinde bir kültür yarattı: O konuşmadan, o herhangi bir konuda tavrını belli et neden kimse konuşmuyordu. Bırakın medyayı, arkadaş arası sohbetlerde bile konuşmuyor, Reis'in tutumunu görmek istiyorlardı.

Ama bu sefer böyle olmadı. Daha Tayyip Erdoğan fon soygunuyla ilgili fikrini duyurmadan Ak Parti'den homurdanmalar yükselmeye başlamıştı bile. Biri hariç hiçbir milletvekili açık açık konuşmadı ama yakın zamana kadar Ak Parti adına konuşan, medyada boy gösteren, bir kısmı zaten 'gazeteci' sıfatını da taşıyanlar açıkça eleştirel tutum aldılar.

Tabii eleştiri de bir yere kadar: Herkes Erdoğan'ı bu skandaldan uzak tuttu, sanki onun hiç hatası yokmuş, hatta neredeyse o burada değilmiş gibi davranıldı; hata yapanlar da ona ihanet etmekle, onun yeniden seçilme şansını azaltmakla itham edildi. Para çaldıkları için değil, Tayyip Erdoğan'ı siyaseten zor durumda bıraktıkları için kötüydü onlar.

Ahlakı değil siyaseti önceleyen, siyasetten de sadece Tayyip Erdoğan'ın yeniden seçilmesini anlayan bu çarpık durumu bir an için görmezden gelsek bile yeni bir durumla karşı karşıya olduğumuza kuşku yok.

Bu fon soygununun farkı neydi de, bugüne kadar hep Reis'in arkasında tek sıra dizilen Ak Parti bu kez Reis'in alıp yükselttiği bazı kadroları kıyasıya eleştirmeye başladı

Bu soruya tek bir cevap olduğunu sanmıyorum; birkaç şeyin birleşimi sanki bu yeni durumu izah ediyor:

-Bence birincisi, Tayyip Erdoğan ve medyasının bütün güç projeksiyonlarına rağmen Ak Parti'de insanlar ilk kez iktidarın kaybedilme riskinin çok yüksek olduğunu düşünüyor. Partinin (kader ortağı MHP ile birlikte) Meclis çoğunluğunu kaybedeceğini herkes görüyor, son kale Tayyip Erdoğan'ın da kaybetmesi ihtimali. Ve bu ihtimal net biçimde gözüktüğü için bu skandal, geçmişten, mesela 17-25 Aralıktan daha farklı algılandı. Çünkü Erdoğan'ı devirecek son darbe buradan gelmiş olabilirdi.

-İkincisi, bu skandalı 17-25 Aralıkta olduğu gibi dışarıdan bir grubun üstüne yıkma, "Darbe girişimi" olarak niteleme veya "Amerika yaptı", "İsrail yaptı" gibi dış güçlere yorma ihtimali yoktu. Tamamen evin içinde yaşanan, hepsi de "bizden" olanların yarattığı bir skandaldı bu.