Eğer Netflix abonesiyseniz, Amerika'nın kuruluşunun 250. yıl dönümü vesilesiyle yapılan 'The American Experiment- Amerika Deneyi' adlı belgeseli hemen izlemenizi öneririm.
Amerika'daki İngiliz kolonilerinin temsilcilerinin oluşturduğu 'Kongre' 1876 yılında Büyük Britanya'dan ayrılma kararı alıp bağımsızlık ilan eder.
Bağımsızlık ilanını İngiliz ordusuyla uzun ve kanlı bir savaş takip eder, Amerikalılar bu "Bağımsızlık Savaşı"nı kazanırlar sonunda ve bu kez otururlar bir Anayasa yazmaya girişirler.
Önerdiğim belgeselin bence en çarpıcı bölümü işte bu Anayasa yazım sürecini anlatan bölümü.
Uzun, kanlı canlı tartışmaların sonunda ortaya çıkan Anayasa metni, birbirinden farklı çıkarlara sahip, farklı büyüklük ve güçlerdeki kolonilerin (artık eyalet) ortak bir zeminde buluşmasıdır ve ortaya insanlık tarihinin bugünkü modern anlamda ilk Anayasal demokrasisi çıkar.
Bundan neredeyse 250 yıl önce yapılan bu toplantıda ortaya çıkan metin, bugün Amerikan demokrasisini hala ayakta tutan, canlı tutan ve en önemlisi geçerli tutan metin.
Son derece basit prensiplere dayalı bu Anayasa: Devlet, üç temel güçten oluşacak ve bu güçler birbirlerini hem denetleyecek hem de dengeleyecekti, hiçbir güç tek başına duruma hakim olamayacaktı.
Başkan, eyaletlerin nüfusuna oranlanmış bir iki dereceli seçim sistemiyle seçilecekti ve yürütmenin başı olacaktı.
Ama o yürütme, bir yandan her eyaletin büyüklüğüne veya nüfusuna bakılmaksızın eşit temsil edildiği Senato ve sayısı nüfusa göre belirlenecek milletvekillerinden oluşacak Temsilciler Meclisi tarafından desteklenecek, yasa çıkartma yetkisi tek başına Kongre'ye ait olacaktı. Daha da çarpıcısı, Kongre'nin alt kanadı ile üst kanadının görev süreleri farklı olacaktı; Senatörler 6 yıllığına, milletvekilleri ise 2 yıllığına seçilecek, tek başına uzun iktidar çoğunlukları böylece dengeli hale gelecekti.
Üçüncü güç olan yargı ise Yüksek Mahkeme, federal yani merkezi hükümetin mahkemeleri ve yerel mahkemeler olarak hem kendi içinde kendi kendini dengeleyecek; hem de Yüksek Mahkeme aynı anda hem idare mahkemesi rolüyle yönetimi, anayasa mahkemesi rolüyle de Kongre'yi denetleyen bir güce sahip olacaktı.
Bakın, Amerika'da zaman zaman yürütme erki ile Kongre çoğunluğu aynı partiden olabildi. Amerika'da bizdeki gibi "parti disiplini" yok; Senatörler ve milletvekilleri illa partilerinin seçtiği yönde oy kullanmıyor; zaten orada bizdeki usul bir "parti liderliği" de yok. Ama son Trump dönemindeki gibi ağır ideolojik kamplaşma yaratıp bir partinin hep disiplinle hareket etmesinin sağlandığı dönemler yaşadı Amerika.
Bu dönemlerin her birinde, başta Yüksek Mahkeme olmak üzere yargı erki, bir an bile kendisine verilmiş olan ana görev olan Anayasayı korumak işlevini unutmadı. Mahkemenin en siyasi olarak bölündüğü dönemlerde bile "Anayasaya sadakat"in üstüne leke gelmedi Amerika'da.
Amerikan tarihinin belki de gelmiş geçmiş en anti-demokratik ve en yolsuzluğa bulaşmış yönetimi olan Trump yönetiminin yaptıkları da bu sayede yanlarına kalmadı. İşte dün yapılan seçim gösteriyor: Amerikan Anayasası bir kez daha işledi, bir kez daha Amerikan halkı demokratik hakkını kullandı ve Trump'ın yönetimdeki son iki yılını dengeleyecek Kongre'yi ortaya çıkardı.
Bakın bu yazıyı üzülerek ve Amerika'ya samimi biçimde imrenerek yazıyorum. Çünkü ülkemizde maalesef sahip olduğumuz Anayasa Amerikan halkının sahip olduğu güvencelerin hiçbirini içermiyor.
En önemlisi ülkemizde bağımsız ve kendini Anayasaya sadakate adamış bir yargı yok. Aksine bizzat Anayasa tarafından iktidarın, özellikle yürütme gücünün bir uzantısı olmak üzere tasarlanmış bir yargı var. Bu yargının sadece önemli siyasi konularda değil basit adli yargılamalarda bile hükümet gücünün bir uzantısı olarak çalıştığını hepimiz son 8 yıldır görüyoruz. Bizim yargımız bırakın Anayasaya sadakati, hukukun temel evrensel ilkelerine, temel insan haklarına bile öncelik vermiyor, her durumda iktidarın arzularını yerine getirmeye çalışıyor.
Aynı anayasa parlamentonun rolünü de fena halde küçültmüş, gerçek bir denetim ve dengeyi imkansız hale getirmiş durumda. Cumhurbaşkanı'nın Meclis'in çıkaracağı yasalara karşı veto gücü o kadar arttırılmış durumda ki, Meclis çoğunluğun muhalefette olması bile Cumhurbaşkanının gücünü dengelemeye yeterli değil.

8