CHP'deki tartışmayı anlama kılavuzu: Hayır, Kılıçdaroğlu direnemez

Bütün toz duman, karşılıklı edilen büyük laflar, hain ve ihanet suçlamaları bir kenara, Cumhuriyet Halk Partisi'nde 21 Mayıs akşamı yetkisiz bir mahkemenin bir kuyuya attığı taşı çıkartmanın bir tane yolu var: Partinin esas sahibi olan üyelerin seçtiği delegelere "Partiyi kim yönetsin" diye sormak... Yani CHP'deki adıyla kurultay yapmak.

Esasen bir kurultay yapmak gerektiği konusunda seçilmiş genel başkan Özgür Özel ile atanmış genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu arasında temelde bir fark da yok. İkisi de kurultay yapmanın şart olduğunu düşünüyor, bunu da söylediler zaten.

Fark, bu kurultayın ne zaman yapılacağı hakkında.

Seçilmiş genel başkan, CHP tüzük ve yönetmeliklerinden yola çıkarak 45 günde yapılabileceğini söylüyor.

Atanmış genel başkan ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin aldığı "mutlak butlan" kararının kesinleşmediğinden, Yargıtay aşamasının tamamlanması gerektiğinden söz ediyor, "Kurultayı ancak bundan sonra yapabiliriz" diyor.

Bu konularda ilk günden beri hariçten gazel okuyan MHP lideri Devlet Bahçeli de onun gibi düşünüyor, sureti haktan gözükmek için Yargıtay'a CHP ile ilgili kararını bir an önce vermesini tavsiye ediyor.

Bu yazıda önce CHP tüzük ve yönetmeliklerine bakacağım, ardından da bu Yargıtay kararı gerekli mi değil mi konusunu tartışacağım.

Sırayla gidelim...

CHP'nin Kurultay Yönetmeliği'nin 22. maddesi, olağanüstü kurultayın nasıl yapılacağını düzenliyor. Bu maddenin birinci fıkrasında, kurultay delegelerinin tam sayısının beşte birinin yazılı talebi halinde olağanüstü kurultay yapılacağı söyleniyor. Aynı maddenin 5. fıkrası ise bu talebin delegelerin salt çoğunluğundan (üye tam sayısının yarıdan bir fazlası) gelmesi halinde kurultay gündemine güvenoyu ve seçim maddelerinin yazılabileceğini kayda alıyor.

Bu yolla, yani delegelerin imzasıyla kurultay talep edilmesi halinde en erken 15, en geç 45 günde olağanüstü kurultayın yapılacağı emrediliyor. Hiç öylşe genel başkanın kabul etmesi vs bir kayıt yok yönetmelikte.

CHP'nin yönetmeliklerine göre Parti Meclisi, parti kurultayından sonra partinin en yüksek karar organı. PM'nin çalışma esaslarını belirleyen bir yönetmelik de var.

Bu yönetmeliğin 11. maddesi aynen şöyle:

"Olağan kurultayların yeri, günü ve saati Parti Meclisince belirlenir. Kurultayın olağanüstü toplanmasına da Parti Meclisince üye tamsayısının salt çoğunluğu (31 Üyenin oyuyla) ile karar verilebilir. Genel Başkan da gerekli gördüğünde kurultayı olağanüstü toplantıya çağırabilir."

Yani, olağanüstü kurultaya gitmenin yegane yolu delege imzaları değil, aynı şeyi PM'de 31 üyenin istemesi de sağlıyor.

Ayrıca bir imkan daha var: Genel Başkan da istediği anda olağanüstü kurultaya gidebiliyor.

CHP'nin bir de tüzüğü var elbette. Bu tüzüğün 19. maddesi genel başkanın görev ve yetkilerini tanımlıyor. O görev ve yetkiler arasında delegelerin talebine rağmen olağanüstü kurultay çağrısını reddetmek veya PM'nin kararını uygulamamak gibi bir yetki gözükmüyor. Aksine, maddenin yedinci fıkrası, genel başkana "Yetkili organlarca verilen kararların ilgililerce uygulanmasını denetler" diyerek bu talepleri yerine getirme görevi veriyor.

Yani, CHP'nin kendi iç tüzük ve yönetmelikleri açısında ortada tartışılacak bir durum yok. Yeteri sayıda delege imza verdi, olağanüstü kurultaydan kaçış yok.

Ama...

İşin bir de aması var: Atanmış genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, "Karar Yargıtay'da kesinleşmeden kurultay yapamayız, hukuka aykırı" diyor.

Öyle mi sahiden

Önce hatırlayalım: 21 Mayıs akşamı bu "mutlak butlan" kararı alınıp üstelik bir de "tedbir" kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu derhal genel başkanlığa atanınca, Özgür Özel yönetimi iki ayrı hukuki girişimde bulundu.

Bunlardan birincisi tedbir kararının kaldırılmasına ilişkindi. Ankara Bölge Adliyesi 36. Hukuk Dairesi bu talebi neredeyse anında reddetti. İkinci girişim ise CHP avukatlarının Yargıtay'a yaptığı temyiz başvurusuydu. Fakat mahkeme tarafından genel başkan atanan Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin bu avukat ekibini azletti, yerlerine yeni avukatlar görevlendirdi, o yeni avukatlar da Yargıtay'dan temyiz dilekçesini geri çekti. Yani CHP tarafından yapılmış bir temyiz başvurusu yok. Bildiğimiz savcılık tarafından yapılmış bir temyiz başvurusu da yok ve iki gün sonra temyiz süresi doluyor, istinafın kararı kesinleşecek.

Ama yanlış bir şey söylemiş olmayayım: Özgür Özel, CHP avukatları azledilip verilen temyiz dilekçesi geri çekilince Yargıtay'a kişisel olarak başvurdu ve istinafın kararını temyiz etti.

Özel'in temyiz başvurusunun kabul edilip edilmeyeceği belli değil. Yargıtay dönüp "Sen bu davada taraf değilsin" diyerek bu başvuruyu reddedebilir. Çünkü davanın gerçek tarafı CHP tüzel kişiliği. Özgür Özel, karardan zarar gören olarak temyize başvuruyor.

Burada tabii kaderin veya hukuki hesapsızlığın bir cilvesi söz konusu.

Kemal Kılıçdaroğlu, partinin temyiz dilekçesini geri çeken isim olarak bugün koltukta oturma süresini bu temyiz süresiyle uzatmaya çalışıyor. Avukatları iyi hukukçular olsa, ona temyize gitmenin ve karara bozma istemenin daha doğru olduğunu, böylece yönetim sürelerini daha da uzatmak için bir argüman elde edeceklerini söylerdi. Ama Kılıçdaroğlu kararın bozulması ve en önemlisi tedbirin kaldırılmasından, yani yıllar sonra kavuştuğu koltuğu yeniden kaybetmekten endişeliydi, temyiz başvurusunu geri çekti. İstinafın kararının kesinleşmesi işine geliyordu.