Sadece Türkiye'de değil dünyanın dört bir yanında siyasi liderlerin başka herkesten önce kendi siyasi rakiplerini saptamaya ve onların önlerini kesmeye çalıştığına dair çok sayıda öykü biliriz.
Demokratik rejimlerde de bu böyledir ama sanırım en yüksek paranoya otoriter rejimlerde ve diktatörlüklerde yaşanır.
Bunun sebebi §de belli: Bu rejimler genellikle tehdidi dışarıda değil içeride, en yakında görürler; çünkü bir diktatörü deviren şey çoğunlukla saray darbeleridir, dışarıdaki muhalefet değil.
Bu tür liderler açısından paranoya, neredeyse doğal bir hayatta kalma refleksi. Sürekli tehdit algılamaya çalışan bir radarları var ve bu radar 24 saat çalışıyor.
Ama bir de radarın ötesi var. Bu otoriter liderlerin etrafı her zaman ona rakipler, düşmanlar hakkında bilgi taşıyan dedikoducularla dolu olur. Lidere etrafta onun altını oymak isteyen kişilerle ilgili öyle çok dedikodu akar, öyle çok insan hakkında laf gelir ki, bir süre sonra lider kime güveneceğini şaşırır.
Bunu da bir sefer rahmetli Mesut Yılmaz çevresine anlatmıştı. Mesut Beye göre lidere o kadar çok kişi hakkında o kadar çok ve çelişkili bilgi aktarılınca, ve lider insan karakterinin güce yaklaşmak veya çıkar elde etmek için hangi kılıktan hangi kılığa girebildiğini bire bir gözlemledikçe insan türüne olan güvenini kaybederdi. O zaman da liderler genellikle en yakınlarına, ailelerine dönerler, sadece onlara güvenebileceklerini düşünmeye başlarlardı.
Ama aile de her zaman güvenilir olmayabilir. İşte Tayyip Erdoğan. 17-25 Aralık 2013'te bütün etrafının ihanetinden şüphelenen Erdoğan, damadı Berat Albayrak'ı aldı en yakınına yerleştirdi ve ondan sonra da uzun süre dünyanın geri kalanıyla hep Berat Albayrak'ın filtresiyle görüştü. Ama bir gün geldi, Berat Albayrak'ın bu inanılmaz rolü küt diye sona erdi.
Yönetimin ve karar alma mekanizmasının aşırı derecede merkezileştiği, hatta tek bir kişiye bağlı olduğu sistemlerde bu paranoya çok daha yaygın olabilir. Yani liderin kendisinin ötesinde, liderin yakın çevresinde yer alan önde gelen aktörler de sürekli konumlarını kaybetme korkusu yaşayarak kendi hayali veya gerçek olası rakiplerinin altını oymak için çalışmaya başlarlar.
Bu anlattıklarım, insan doğası ve liderliğin, gücün doğası ile ilgili şeyler ve evrensel geçerliğe sahip. Dünyanın her yerinde, tek adam olmanın o lidere ve onun yakın çevresine ödülleri olduğu gibi çok ciddi bedelleri de var anlayacağınız.
***
Geçen gün Tamar Tanrıyar isimli kadının sosyal medyada söylediklerinin neden ciddiye alındığını ve kıymet verildiğini anlamadığımı yazdım. Hala daha anlamamaya devam ediyorum.
Ama benim ne dediğimin bir önemi yok. Bakın aynı anda iki medya grubu, biri muhalefetin önde gelen gazetesi ve televizyonu Sözcü'yü bünyesinde barındıran grup, diğeri ise Sabah gazetesi ve AHaber gibi mutlak anlamda Tayyip Erdoğan taraftarı yayınları bünyesinde barındıran Turkuvaz.
Bu iki birbirinden taban tabana farklı siyasi görüşlerin, siyasi bağlantıların ve güç ilişkilerinin parçası olan grup, aynı anda aynı konuda kendilerini kamuoyu önünde savunma ihtiyacı içinde. Bu iki grubun paranoyası ortak.
Sözcü'ye göre "Amaç Sözcü Grubuna çökmek." Aynen bu başlıkla yayınlanan haber mi yazı mı olduğu belli olmayan metne göre iktidarın en azından bir kanadı, Sözcü gazetesine el koymanın alt yapısını oluşturuyor, böylece gazete ve TV kanalı bir "Yandaş iş insanı"na geçecek.

14