Türkiye, dünyanın geri kalanından tamamen bağımsız, hatta kendi başına bir gezegen olsaydı ne kadar mutlu olacağını ve ülkeyi ne güzel yöneteceğini düşünen bir zihniyet var ülkemizde.
Bu zihniyete tarihin her çağında rastlarız ama bugünlerdeki "yerli ve milli" çağında zihniyet maalesef çok belirgin.
Hukukta, insan haklarında, demokraside, Anayasal yönetim sisteminde, kısacası akla gelen her temel konuda "yerli ve milli"yiz, kendimize özgüyüz, dünyanın geri kalanından, hele hele ulaşmak istediğimiz muasır medeniyetlerden tamamen bağımsız, neredeyse kendi gezegenimizde yaşar gibiyiz.
Zaman zaman dünyanın geri kalanını hatırlamak zorunda kalıyoruz. Bu da ağzımızda ekşi bir tat bırakıyor.
Kendi vatandaşlarımızı ortada bir suç bile yokken kolayca hapse atıyoruz da mesela Alman vatandaşı olan gazeteci Deniz Yücel'i de tutuklayınca işler değişiyor. Onu tutukladığımız gibi hukuksuz biçimde salıveriyor, Alman Büyükelçiliğinin kiraladığı uçağa bindiriveriyoruz. Veya ABD Başkanı Trump'ın sürekli başımıza kaktığı Rahip Brunson'u olmayan bir suçtan hapse atıyor sonra ABD bastırıp doların değeri yükselmeye başlayınca mecbur kalıyor, yine bir uçağa bindirip ABD'ye gönderiyoruz.
Bu "yerli ve milli"lik sadece hukuk, demokrasi, insan hakları gibi alanlarda geçerli değil.
Garip bir biçimde şirketler dünyasında da "yerli ve milli"yiz. Yurt dışından gelen her şeyi "emperyalizmin dayatması" veya "bilmemne lobisi" olarak görüyoruz.
Yurt dışından ama borç ama sermaye yatırımı olarak gelecek paraya muhtaç durumda olmasak kim bilir neler yapacağız ama maalesef ekonomide "yerli ve milli" olmak kolay değil.
Bakın, yurt dışından para gelecek diye 2003 yılında Sermaye Piyasası Kurulu halka açık şirketlere bir tavsiyede bulundu ve dedi ki: Avrupa yönetim ilke ve standartlarına yaklaşmamız için şirket yönetim kurullarında bağımsız üyeler bulunmalı.
Neden patron veya çoğunluk hissedarı kafasına göre yönetemesin şirketini, kasasından istediği kadar para çekemesin, kendi kişisel harcamalarını şirketine yaptıramasın Pek çok şirket patronu böyle düşündü ve uygulamaya sinirlendi.
Halka açık şirketlere bağımsız yönetim kurulu üyesi atamak 2012 yılında, Avrupa Birliği'nin zoruyla değiştirilen Türk Ticaret Kanunu'nda mecburi tutuldu.
Neden peki
Uygulamanın bir sebebi şuydu: "Şirket yönetimlerinde hâkim ortakların veya aile üyelerinin çıkarlarının ön plana çıkmasını engellemek, küçük ve azınlık yatırımcıların haklarını güvence altına almak."
Ama bizim içimizdeki "yerli milli" ruh, bu bağımsız yönetim kurulu üyelerini de onların var olma sebebinden uzaklaştırmayı "bize özgü" yapmayı başardı.
Bakın fon soygununda bugün tutuklu durumda o kadar çok "bağımsız yönetim kurulu üyesi" var ki, insan hangi birini sayacağını şaşırıyor.
Çünkü bu soygunda adı geçen bütün şirketler, bu kanuni mecburiyetten doğan bağımsız yönetim kurulu üyelerini, şirkete dışarıdan biz göz olarak baksın, suiistimali önlesin, küçük yatırımcının hakkını korusun diye değil şirketin kurduğu soygun düzenini kolaylaştırsın diye atamış.
Bakın, Tera Holding'de bir süre bağımsız yönetim kurulu üyeliği yapan eski Ak Parti milletvekili Ertan Aydın pazar günü tutuklandı. Ondan önce aynı şirketin bağımsız yönetim kurulu üyeleri Kerem ve Emre Alkin ile Kadir Boy da tutuklanmıştı.
Alkin kardeşler çok konuşuldu ama Kadir Boy'dan kimse söz etmiyor nedense. Oysa Kadir Boy uzun yıllar İstanbul'da Defterdarlık yapmış çok önemli bir bürokrattı. Ona "üstad" diye hitap eden ve halen Maliye Bakanlığında çalışan o kadar çok insan var ki, şaşarsınız. Acaba Kadir Boy, Tera için devlette hangi kapıları açmıştı, insan merak ediyor.

4