"Bize seçimi kaybettirebilir"

Her saniye yaralar, sonuncusu öldürür."

Bizde nasıl bütün mezarlıkların kapısında Kur'an-ı Kerim'den "Her canlı ölümü tadacaktır" cümlesi yazılıysa, Avrupa'nın pek çok yerinde kiliselerdeki ve meydanlardaki saatlerin altında da bu ifade yazılıdır.

İnsana ölümlülüğünü hatırlatır bu aslı Latince olan şiirsel cümle.

Ölüm, elbette bir an. Ama o ana gelene kadar pek çok şey birikir, birikir. Hayatımız boyunca saniyelerin birikmesi gibi. Ve o birikmelerin sonuncusu öldürücü darbeyi vurur.

Hayatla ilgili bu temel gerçek siyasetle de ilgili aslında. Ama bir önemli fark var, onu yazının en sonunda yazacağım.

Gerek lideri Tayyip Erdoğan gerekse partisi Adalet ve Kalkınma Partisi, neredeyse sonsuz gözüken bir özgüvenin partisi.

Ama sanırım bu cümleyi artık "di'li geçmiş zaman" olarak kurmak, "partisiydi" demek lazım.

Çünkü bu partinin 25 yıllık ömründe belki ilk kez partililer ve onların yakın çevresindeki medya yorumcuları "Seçimi kaybedebiliriz" diye konuşmaya başladılar.

Aslına bakacak olursanız, Ak Parti'nin yapılacak bir sonraki seçimi kaybedeceği zaten neredeyse mutlak bir gerçek olarak karşımızda. Son yapılan bir ankete bakıyorum; Cumhur İttifakı'nın toplam oy oranı yüde 40'ın altına inmiş durumda. Uzun zamandır bu böyle. Yani bir sonraki parlamentoda Cumhur İttifakı çoğunluk olamayacak ve 2002'den beri kesintisiz devam eden Meclis çoğunluğu sona erecek.

O yüzden, Ak Partililerin dilindeki "Seçimi kaybedebiliriz" cümlesi, aslında "Reis seçimi kaybedebilir" anlamına geliyor; yoksa parti kaybedeli çok oldu. Reis de kaybederse, sadece Meclis çoğunluğu değil iktidar da elden gider.

Peki ne oldu da Ak Partililerin ve onun yakın çevresindeki medyanın öz güveni sarsıldı; belki tarihlerinde ilk defa "Reis seçimi kazanamayabilir" noktasına geldiler

Son fon soygunu yüzünden mi

Hem evet hem hayır.

Her saniye yaralar, sonuncusu öldürür, unutmayın. "Fon soygunu sonuncu yara" diyebiliriz ama bu 25 yılda Ak Parti öyle çok yara biriktirdi ki, son yara belki de gerçekten öldürücü olacak.

Seçime 13 ila 17 ay var. Çok uzun bir süre sayılmaz.

Bugünün fon yangınının bir bölümü bu süre içinde mutlaka söndürülmüş olacak ama tamamı sönmeyecek. Daha fenası yanan bölümlerin dumanı da tütmeye devam edecek, oradaki yaralar kapanmayacak.

Tayyip Erdoğan iktidarı fon krizi olduktan sonra bir süre şoka girdi ve krize müdahale etmedi. Müdahale krizin başlamasından 13 gün sonra, 1 Ekim sabahı geldi. Oysa iyi yönetim o 13 günü boşa harcamaz, yangını hemen söndürmeye girişirdi.

Ama şunu gördük ve görmeye devam ediyoruz: Bu soruna tam anlamıyla, hani Tayyip Erdoğan'ın söz verdiği gibi "Ucu nereye giderse gitsin, kime dokunursa dokunsun" kararlılığıyla hâlâ müdahale edilmiyor.

Tayyip Erdoğan iktidarında bu hep böyle oldu. Emekliler için de, Türkiye'nin orta sınıfları için de, asgari ücretli işçiler için de, açılan ekonomik yaraların hiçbiri tam olarak iyileşmedi, yara hep bir miktar açık ve canlı bırakıldı. Şimdi aynı şey, biraz daha tuzu kuru olan bir kesim için de hayata geçiyor. Fon yarası da bir ölçüde açık kalacak.