Dün Trabzon'daydım...
İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun katılımıyla gerçekleştirilen "Bayrak Mitingi"ni yerinde takip ettim. Sadece kürsüde yapılan konuşmaları dinlemekle kalmadım; meydanı dolaştım, vatandaşlarla sohbet ettim, insanların yüzlerine, heyecanlarına ve tepkilerine baktım.
Bir gazeteci olarak gördüklerimi, duyduklarımı ve edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Trabzon'da hava oldukça soğuktu. Üstelik yağmur yağıyordu. İnsanların evlerinden çıkmakta tereddüt edebileceği, açık havada uzun süre beklemenin hiç de kolay olmadığı bir gündü.
Ama meydanda bambaşka bir manzara vardı.
İnsanlar yağmura aldırış etmiyor, soğuğu umursamıyor, ellerindeki Türk bayraklarıyla büyük bir coşku içerisinde bekliyordu. Meydan hıncahınç doluydu.
Sayın Dervişoğlu kürsüye çıktığında konuşmasına, "Sizin ıslandığınız yerde ben de ıslanırım." sözleriyle başladı.
Bu ifade, meydandaki insanlarla kurduğu gönül bağının da bir göstergesiydi.
Konuşmasının içeriğine baktığımızda yalnızca kendi partisinin seçmenlerine değil, Türkiye'nin farklı toplumsal kesimlerinin hassasiyetlerine, kaygılarına ve beklentilerine hitap eden bir yaklaşım gördük.
Ancak benim dikkatimi çeken bir başka husus vardı.
Sayın Dervişoğlu'nun meydandan aldığı moral yüzünden okunuyordu. Kalabalığın coşkusu, insanların ilgisi ve kendisine gösterilen teveccüh, belli ki onun da motivasyonunu yükseltmişti.
Siyaset karşılıklı bir etkileşimdir. Lider topluma umut verirken toplum da lidere güç verir. Trabzon'da gördüğüm manzara tam olarak buydu.
MUHALEFETİN DOLDURDUĞU MEYDANLARI DOĞRU OKUMAK LAZIM!Türkiye'de siyasi mitingleri yalnızca meydandaki insan sayısıyla değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.
ünkü iktidar partisiyle muhalefet partilerinin miting düzenleme şartları aynı değildir.
Bir tarafta devlet yönetiminin sağladığı görünürlük, kamu gücünün avantajları ve geniş organizasyon imkânları vardır. Diğer tarafta ise çoğu zaman kendi sınırlı imkânlarıyla, teşkilatlarının fedakârlıklarıyla ve gönüllülerinin emeğiyle meydanları doldurmaya çalışan muhalefet partileri bulunmaktadır.
İktidarın düzenlediği organizasyonlarda kamu kurumlarının, belediyelerin ve çeşitli imkânların seferber edildiğine ilişkin iddialar yıllardır tartışılmaktadır. Elbette her katılımcının zorla getirildiğini söylemek doğru olmaz. Ancak kamu kaynaklarının siyasi organizasyonlar için kullanılması ihtimali bile demokratik rekabetin eşitliği açısından sorgulanmalıdır.
Muhalefetin ise böyle bir avantajı bulunmuyor.
Üstelik mesele yalnızca para, otobüs veya organizasyon meselesi de değildir.
Türkiye'de ekonomik bağımlılık, gelecek kaygısı ve siyasi baskı endişesi, insanların siyasal tercihlerini açıkça ortaya koymasını zorlaştırabiliyor.
Bir düşünün...
Devletten sosyal yardım alan bir vatandaş, muhalefetin mitingine katıldığında yardımının kesileceğinden endişe ediyorsa...
Kamuda işe girmeyi bekleyen bir genç, bir siyasi toplantıda görüntülenmesinin geleceğini olumsuz etkileyebileceğini düşünüyorsa...
Belediyede veya kamu kurumunda çalışan bir insan, muhalefetin mitinginde görünmekten çekiniyorsa...
İş yapan bir esnaf, siyasi tercihini açıkça göstermesinin ticari ilişkilerine zarar vereceğinden korkuyorsa...
Burada yalnızca siyasi bir tercih meselesi değil, demokrasinin sağlıklı işleyişi bakımından üzerinde durulması gereken ciddi bir sorun vardır.
Bu endişelerin mutlaka somut bir yaptırıma dönüşmesi gerekmiyor. İnsanların böyle bir ihtimalden korkması bile siyasi katılımı sınırlamaya yetebiliyor.
İşte bu yüzden Türkiye'de muhalefetin doldurduğu meydanların anlamını yalnızca rakamlarla ölçemezsiniz.
MUHALEFETİN 20 BİN KİŞİSİ, İKTİDARIN 200 BİN KİŞİSİNDEN DAHA GÜLÜ BİR MESAJ OLABİLİR!Bu ifadeyi özellikle kullanıyorum.
Elbette burada bilimsel bir kalabalık hesabından veya seçim sonucu tahmininden söz etmiyorum. Anlatmak istediğim, insanların hangi şartlarda o meydanlara geldiğidir.
Bir tarafta bütün organizasyon imkânlarına sahip olmak, diğer tarafta ekonomik sıkıntılara, siyasi endişelere, soğuğa ve yağmura rağmen insanları gönüllü olarak bir araya getirebilmek vardır.
Bazen 20 bin kişinin ortaya koyduğu irade, 200 bin kişinin katıldığı bir organizasyondan çok daha güçlü bir siyasi mesaj taşıyabilir.
ünkü siyasette önemli olan yalnızca kaç kişinin meydana geldiği değil, insanların neden geldiği ve hangi şartları göze aldığıdır.
Bir insanın yağmur altında saatlerce beklemesi, soğuğa rağmen meydanı terk etmemesi, hiçbir maddi beklenti taşımadan orada bulunması küçümsenecek bir davranış değildir.
Hele ki ekonomik sıkıntıların ağırlaştığı, insanların geçim derdiyle mücadele ettiği bir dönemde böyle bir katılım, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken toplumsal bir iradeyi ortaya koymaktadır.
TRABZON'DA VATANDAŞIN ARASINA GİRDİM!Miting boyunca yalnızca protokol çevresinde bulunmadım. Meydanın farklı noktalarında dolaştım, insanlarla sohbet ettim, vatandaşların değerlendirmelerini dinledim.
Özellikle dikkatimi çeken husus, insanların olumsuz hava şartlarına rağmen ortaya çıkan kalabalığı takdir etmeleriydi.
Konuştuğum vatandaşların değerlendirmelerinde ortak bir duygu vardı:
"Vallahi helal olsun. Bu soğukta, bu yağmurda bu kadar insanı bir araya getirmek gerçekten takdire şayan."
Bu ifadeler bana göre mitingin en önemli siyasi mesajlarından birini oluşturuyordu.
ünkü toplumun nabzını yalnızca kürsülerden, televizyon ekranlarından veya sosyal medya yorumlarından tutamazsınız.
Sokağa çıkacaksınız. İnsanların arasına karışacaksınız. Onların ne düşündüğünü, neye kızdığını, neden umutlandığını ve hangi konularda endişe taşıdığını anlamaya çalışacaksınız.
Ben yıllardır siyasetin ve gazeteciliğin içerisinde bulunan biri olarak şunu öğrendim:
Meydanların dili vardır. Ama o dili anlayabilmek için önce insanları dinlemeyi bilmek gerekir.
Trabzon'da gördüğüm yalnızca bir siyasi partinin mitingi değildi. Aynı zamanda toplumun bir kesiminde biriken itirazın, beklentinin ve değişim arzusunun dışa vurumuydu.
DERVİŞOĞLU'NDAN ÖNEMLİ KARAR: ARTIK DAHA FAZLA SOKAKTA OLACAK!Trabzon mitinginde benim özellikle önemsediğim açıklamalardan biri de Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun bundan sonraki siyasi çalışma takvimine ilişkin verdiği mesajdı.
Dervişoğlu, çarşamba günleri TBMM Grup Toplantısı'nı gerçekleştirdikten sonra haftanın devamında Türkiye'nin farklı il ve ilçelerinde vatandaşlarla buluşacağını, daha fazla sahada ve sokakta olacağını ilan etti.
Bu açıklamayı son derece önemli buluyorum.
ünkü Türkiye'de siyasetin en büyük sorunlarından biri, siyasetçilerle vatandaş arasındaki mesafenin giderek açılmasıdır.
Ankara'da yapılan grup toplantıları, televizyon konuşmaları ve sosyal medya paylaşımları elbette nemlidir. Ancak bunların hiçbiri vatandaşla yüz yüze temasın yerini tutamaz.
Bir esnafın dükkânına girmeden, bir çiftçinin tarlasına uğramadan, bir emeklinin geçim mücadelesini dinlemeden, işsiz bir gencin gözlerindeki umutsuzluğu görmeden Türkiye'nin gerçek gündemini tam anlamıyla kavrayamazsınız.
Siyaset yalnızca kürsüden konuşmak değildir. Bazen dinlemeyi, bazen susmayı, bazen de vatandaşın sofrasına oturup derdini paylaşmayı gerektirir.
Sayın Dervişoğlu'nun her hafta farklı şehirlerde vatandaşlarla buluşma kararı, düzenli ve kararlı biçimde uygulanabilirse İYİ Parti açısından önemli bir siyasi açılım olabilir.
Nitekim 11 Kasım tarihinde iklim konusundaki toplantıya parti kurmaylarıyla birlikte katılacağını ve grup toplantısını da orada gerçekleştireceğini açıklaması, bu yeni saha anlayışının ilk somut adımlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Bu yaklaşımın yalnızca mitinglerle sınırlı kalmaması gerektiğini de düşünüyorum.
Genel başkanın gittiği şehirlerde esnafla, çiftçiyle, emekliyle, gençlerle, kadınlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve farklı düşüncelerden insanlarla bir araya gelmesi, toplumun gerçek meselelerini doğrudan dinlemesi büyük önem taşıyor.
Hatta zaman zaman önceden hazırlanmış programların dışına çıkılması, vatandaşla doğal ortamlarda buluşulması çok daha etkili sonuçlar doğurabilir.
ünkü halk, kendisini dinleyen siyasetçiyi fark eder.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan da tam olarak budur.
Vatandaşa yalnızca seçim zamanı giden değil, her zaman yanında olduğunu hissettiren bir siyaset anlayışı.
MEYDANLARI KÜÜLTMEKLE GEREKLER DEĞİŞMEZ!Türkiye'de siyasi mitinglerden sonra neredeyse gelenek hâline gelen bir tartışma var.
Kaç kişi vardı Meydan doldu mu Kameralar hangi açıdan çekti Kalabalık olduğundan fazla mı gösterildi, yoksa az mı
Elbette gazetecilik açısından katılım sayısının doğru tespit edilmesi önemlidir. Ancak yalnızca belirli görüntüler üzerinden bir mitingi küçümsemeye çalışmak da sağlıklı bir değerlendirme değildir.

7