Ağabey diyor ki; Sakınanı da, azmışı da en iyi bilen Allah'tır

Geldik, yaşadık ve sonunda öleceğiz. Neticede ömür dediğin bir nefes... Onun için ne kimsenin ahını almaya ve ne de ikiyüzlü, mürai olarak yaşamaya değmez. Malum: "Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur" (Ankebût/64) buyrulmaktadır.

Ama bu günlerde bizler birbirimizi sevmiyoruz. Siyaseten birbirimizi üzüyor ve kinleniyoruz. Oysa kin, sahibine yüktür. Düşmanlık ise sahibine işkencedir. Nefret insanları ayrıştırmakta, kıskançlık sahibine körlük vermektedir. Cahillik rezilliktir, tembellik ise kepazeliktir.

Denir ki;

· İnsan niyet eder, Allah nasip eder.

· İnsan gayret eder, Allah ihsan eder.

· İnsan sabreder, Allah ise lütfeder.

· İnsan dua eder, Allah duaya icabet eder.

İşte o zaman da maneviyat güç haline gelir, çalma, çırpma, soyma, sömürme olmaz. Hemen belirtelim ki; huysuz olan bir insan zaman içinde düzelebilir. Cahil insan da zaman içinde akıllanabilir. Sinirli, asabi insan sakinleşebilir. Ama nankör olan insanlar asla değişmez, muannid olur.

Cemal Süreya der ki; "İnsanlar değişmez, boşuna çabalayıp kendinizi yormayın. Ne sineği çöpten ne de arıyı çiçekten vazgeçirebilirsiniz. Sonunda herkes kendi doğasına döner." Ama bizler, hayatımız boyunca insanların değişmesini bekleriz. Oysa insanın karakteri, alışkanlıkları ve özü, çoğu zaman, sanıldığı kadar kolay kolay değişmez. Bu durumu günümüzde görmekteyiz.

İnsanlar bir süre sonra, kırıldıkları için değil, değerleri bilinmediği için susmayı tercih ederler. Olanı görmemezlikten, duymamazlıktan gelirler.

Dostoyevski'nin dediği gibi; "Aptal insanlar gücenmesin diye, zeki insanların susturulduğu bir çağda yaşıyoruz." Onun için her dönemde olduğu gibi, günümüzde de aklı erenler, yanlış gidişe dur diyenler, haksızlıklara tahammül gösteremeyenler baskı altına alınmaktadır.

"Hasta toplumlar hasta liderler üretir, bu liderler cahil kitleden güç alırlar." (Erich Fromm) Bizler de bir nevi şair Mehmet Aygün'ün dizelerinde yazdığı gibi:

At yerine koyduk, övdük eşeği,

Şimdi her fırsatta tepiyor bizi.

Delinin eline verdik değneği,

Kafası attıkça dövüyor bizi.

Maalesef bugün, kimsenin kimseyi sevmediği bir zamandayız. Herkes tek bir şeyin peşinde koşup, durmaktadır. O da menfaattir. Bürokraside, siyasette geçerli akçe adalet değil, ahlak değil, menfaat peşinde koşmaktır. Onun için tüm makamlar, meslekler kirlenmiş durumdadır.

Yaşar Kemal'in belirttiği gibi; "Türkiye sorumsuzluklar ülkesidir. Kafası az gelişmiş aydınlar ülkesidir." Nitekim uzun yıllardan beri ülkemiz kavruk zekâlı insanlar tarafından yönetilmiştir. Bunların millilik vasfı son derece azdır. Bunlar asaletten, bilgi birikimden de mahrumdur.

Mevlana der ki;

· Asalet boyda değil, soydadır.

· İncelik belde değil, dildedir.