Ağabey diyor ki; Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât Bu gibilerin arkasından gitmeyin

Her Müslüman, mutlaka besmele çekerek işine başlamalıdır. Çünkü besmelesiz başlayan işten hayır gelmez. Ondan sonra da Allah'a yönelerek, yardım talebinde bulunmalıdır. "Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar." (Âl-i İmrân/160) buyrulduğu unutulmamalıdır. Ayrıca bizler kul olarak, kuldan istimdat etmemeliyiz. Yoksa halimiz perişanlık olur.

Maalesef Allah'ın kulu olduğumuzu unutuyor ve kullara yalvarıp duruyoruz. "Allah'ın rızasının peşinden giden kimse, o Allah'ın hışmına uğrayan ve yatağı Cehennem olan kimseye benzer mi O ne kötü dönüş yeridir" (Âl-i İmrân/162) ayeti açıktır. İnananlar için istikamet bellidir. Aksi davrananların gideceği yer de belirtilmiş durumdadır.

Toplumların huzursuzluklarının tek sebebi, kendileri gibi kul olanların verdiği reçetelerden şifa beklemeleridir. Oysa Allah'ın verdiği hükmü değiştirmeye çalışmaları faydasızdır. Çünkü Rahman ve Rahim olan sadece Allah'tır, kul değildir. Nitekim: "Onlar Allah'tan gelen bir nimet, bir lütuf sebebiyle ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesi ile de sevinç içerisindedirler." (Âl-i İmrân/171)

İnsan olarak ana görevimiz, yaratılış esaslarını unutmamak, ikinci olarak da insanlara faydalı olmaya çalışmaktır. Yoksa cemadat gibi yaşamanın kıymeti harbiyesi yoktur. Toplum içinde nezaketi korumak, insan olmanın gereğidir. Bu sebeple edep başta gelir. İnsanı diğer yaratıklardan farklı kılan edeptir. Onun için 'illa edep illa edep' denir. Edeple konuşan, edeple oturup kalkan insan da daima ilgi görür, iltifat görür. Edepli insan, hangi konuda olursa olsun, asla zalim olmaz. Zira: "... gerçek şu ki zalimler felah bulmazlar." (Yûsuf/23) ve ayrıca: "... öyle ya! Allah emrinde galip olandır. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yûsuf/21) buyrulmaktadır. Yani Allah her şeyi bilen, her şeyi duyan ve her şeyi görendir. Buna rağmen hayırsız ve faydasız işlere devam edenler için, Allah buyuruyor ki: "İnsanlar ziyan içindedir." (Asr/2) Çünkü: "Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür." (Zilzâl/7) ve "Kim de zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür." (Zilzâl/8) Yani yaptım, yanıma kâr kaldı avuntusundan vazgeçmek gerekir. Aksi davranışlar hüsranla neticelenir. Onun için doğru olanın yanında dik durmak gerekir.

Nefse uyarak icraatta bulunanlardan, şerre yardımcı olanlardan fayda beklenmez. Zira bu gibiler için emir bellidir; "Şeytan insana apaçık bir düşmandır." (Yûsuf/5) Şeytanın tahribatlarından, nefsin taşkınlıklarından uzak durulmalıdır. "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol..." (Hûd/112) emrinden sonra devamla: "Zulmedenlere meyletmeyin, sonra ateş size dokunur... Sonra kurtulamazsınız" (Hûd/113) ikazları ayetlerde açıkça görülmektedir.

Bütün bu İlâhî ikazlara rağmen, insanlar kendi kanaatlerini putlaştırarak hareket ederse, cehennemini kendi hazırlamış olur. Başkalarını suçlamakla, insan mesuliyetten kurtulamaz. Bugün dünyada çekilen sıkıntılar haktan, doğrudan sapmaktan kaynaklanmaktadır. Bir de zalim sistemleri ayakta tutmaktan ileri gelmektedir. Nitekim izm'ler, ideolojik sistemler derde deva olamamıştır. Çünkü bu sistemler hem baskıcı ve hem de zalimdir. Zalim olanlara, zalim sistemlere boyun eğenler de zalimlerdir. Bunlara, bunların ilkelerine, devrimlerine ayak uyduranlara iltifat, aklın alacağı iş değildir. Çünkü bunlar hak olana değil, güce dayanmaktadır.

Onları taklit edenler de zalim sıfatından kendilerini kurtaramazlar. Makamları, rütbeleri ne olursa olsun, bunların insan vicdanını kanatan tasarruflarına ilgi gösterilemez. Baskı altında olsa da doğruyu haykırmak görevi insanlara verilmiştir. Gelip geçici bir ömür için yaltaklanmanın kimseye faydası yoktur. Günübirlik yanlışları kabullenerek, insanlara zarar vermek, insanlıkla kabili telif değildir. Yani 'benim genel başkanım kusursuz', 'benim şeyhim insanı uçurur' gibi anlayışlara iltifat etmek isabetli değildir.