Ömür ilânihaye devam edecek değildir. Çünkü "Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise elbette gerçek hayat odur. Şayet bunu bilselerdi." (Ankebût/64) O zaman, fâni olan dünyayı, baki olan ahirete tercih etmezlerdi.
Bu anlayışı kabul edip, hareket eden insan, her konuda temkinli olur. Nefsine asla uymaz, her mekânda adil davranır. Haram olan her şeyden ve dünyevîleşmekten uzak durur. Böylece herkesten de itibar görür.
Bilgisini, tecrübesini kendi adına değil, millet adına kullanır. Konuşmalarında yalan olmaz, insanlara tepeden bakmaz, tam aksi mütevazı olur, halim selim olur. Her fiilinin hesabının sorulacağı günü aklından çıkarmaz. Onun için de rütbesinden, makamından güven alarak ortalıklarda dolaşmaz.
Peygamberimiz; "Mümin iki korku arasında bir kuldur: Biri, geçmiş günahlarıdır ki, Allâh ü Teâlâ'nın, o günahlar hakkında kendisine nasıl muamele buyuracağını bilemez; diğeri de kalan ömrüdür ki onda helâke sebep olan şeylerden hangisinin kendisine isabet edeceğini bilemez..." buyurmaktadır.
Onun için herkes, her meselede azami gayreti göstermeli, nefsine uyup açığa düşmemelidir. Yani makam imkânlarını çarçur etmemeli, millî emlâke el uzatmaktan uzak durmalıdır.
Rütbesini istismar edecek davranışlardan da mutlaka uzak durmalı, makamın verdiği gücü haksızlık için kullanmamalı, tam aksi adaletle muamele etmelidir. Yoksa umreye gidip gelmekle vebalden kurtulmak mümkün değildir. İnsanın, nefsinin isteklerine göre değil, Yaradan'ın buyruklarına göre hareket etmesi, kurtuluşa, selamete, saadete vesile olur.
Geçici bir ömrü helak etmemek için, kulağımız ezana açık olmalı, gözümüz de harama bakmamalıdır. Yani emrolunduğumuz gibi hareket edilmeli, şerden uzak bir ömür tercih edilmelidir. Hele hele Kâbe-i Muazzama'da lisana dikkat edilmeli, kul hakkına girmemek için, insan çarpınıp durmalıdır.
Helal-haram hassasiyetine dikkat etmeyenin, 'tavaf'ta, 'say'da nefeslenmesi zordur. Mukaddes beldelerde gösterilen hassasiyet, yurda dönüşte de gösterilmelidir. Zira bir haram lokma, kanser mikrobu gibi vücutta metastaz yapar. O zaman da göz var göremez, kulak var duyamaz. Gönüller ise mühürlenir. Bu ahvalde her menfiyat revaç bulur, yapılan ibadetlerin bereketini yok eder. Ancak Allah'ı devamlı zikretmek bereketi ziyadeleştirir.
Ayrıca öfkeli olmak da doğru değildir. Peygamberimiz'in buyurduğu gibi; "Gerçek pehlivan, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman öfkesini yenen kimsedir." Keza Peygamberimiz; "Kim öfkesini dizginlerse, Allah ü Teâlâ da azabını ondan uzaklaştırır" müjdesini vermektedir. Böyle olunca da insan, nazik mümin olur.

9