Ağabey diyor ki; Doğruyu görmemezlikten gelenler iflah olmazlar

Tüm dünya ülkelerinde, iktidarlardan şikâyet edilir. Muhalefete ise fazla söz söylenmez. Oysa iktidar ve ana muhalefet problemlere birlikte çözüm arayarak, milletin nefeslenmesini sağlamalıdır. Ancak bilmeliyiz ki; "Herkes kendi karakterine göre hareket eder."

Siyaset erbabı olanlar da farklı değil. Bunlar da çözüm bulacağı yerde, iktidarı veya muhalefeti yermekle vakit geçirmektedir. Onun için ülkelerde problemler çözülememekte, tam aksi yığınlaşmaktadır. Oysa iktidar ve muhalefette olanlar, önce kendilerini değeryap kılmaya çalışmalıdır ki ondan sonra şikâyete hakkı olsun.

Ne yazık ki insanlar değişmemektedir. Israrlı oldukları için de sahili selamete bir türlü ulaşılamamaktadır. Bu sebeple insan önce kendini hakta değeryap kılmalı, ondan sonra ağzını açmalıdır. Yıllardan beri bizler, kendimizi düzeltmektense, önce toplumu düzeltmeye çalışmaktayız.

Oysa Allah; "... Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe, Allah onların durumlarını değiştirmez..." (Ra'd/11) buyurmaktadır. Yani millet doğruyu tutup kaldırmadıkça, emr-i bi'l ma'rûf yapmadıkça düzelmeyi beklemek boşunadır.

Ayrıca Allah buyuruyor ki: "Bu böyledir. Çünkü bir millet kendilerinde bulunan (güzel meziyet)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği nimeti de değiştirmez." (Enfâl/53) Onun için kul olarak, iyi vatandaş olarak, siyasal, sosyal ve ekonomik meselelere olgun bir Müslüman olarak yaklaşmalı, adaletin tevziinde asla yanlış yerde durmamalıyız.

Allah buyuruyor ki; "(Ey hâkimler) insanlardan korkmayın, benden korkun ve benim ayetlerimi az bir paraya satmayın..." (Mâide/44) Ama olgunlaşmamış Müslümanlar olarak bu ikazlara kulak asmamaya çalışıyor, onun için de huzur ve saadete ulaşamıyoruz.

"Başlarındaki idarecilerin salih kimseler olmasını dileyen ve huzur içinde yaşamak isteyen toplumlar, öncelikle kendi hâl ve gidişatlarının İlâhî rızaya muvafık olup olmadığına dikkat etmelidir." Malum, Peygamberimiz; "Siz nasılsanız, öyle idare edilirsiniz" (Süyûtî, Câmiu's-Sağîr, II, 82) buyurmuştur.

Dünyada herkes kendi karakterine göre hareket ettiği için, toplumlarda uzlaşma olamıyor. Ama denir ki; "Üç şeyi çok seversiniz. Fakat bunlar sizin değil.

· Bedeninizi (çok) seversiniz (ama) o toprağındır.

· Ruhunuzu (çok) seversiniz (ama) o Allah'ındır.

· Malı (çok) seversiniz (ama) o da mirasçılarındır."

Onun için böbürlenmenin anlamı yok. Ayrıca denir ki:

· "Çok konuşanın yanında sağır ol,

· Cimrinin sofrasında tok ol,

· Kusur arayanın yanında yok ol,

· Edebi olmayana uzak ol,

· Tevazu bilmeyene ırak ol,

· Haddini bilmeyene mesafeli ol,

· Vefa (nedir) bilmeyene yabancı ol,

· Kibirlinin yanında vakarlı ol."

Çünkü "sen haklısın Musa ama karnımızı firavun doyuruyor" diyen gibilerin çoğunlukta olduğu bir çağda yaşıyoruz. Fakat Allah buyuruyor ki: "