Türkiye'nin Dışişleri Bakanı dâhil, 12 Müslüman ülkenin dışişleri bakanları bir araya gelerek, ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu lehine ve İran aleyhine bir kınama deklarasyonunu imza altına alarak, yayınladılar.
Yani bu kararla zalimin lehinde, mazlumun aleyhinde yerlerini aldılar. Böylece Müslüman(!) ülkelerin düştüğü zilleti hakka'l-yakîn görmüş bulunduk, onun için de esef ediyoruz. Ayrıca Müslüman olduklarını söyleyen bu aciz insanlar, "Müminler ancak kardeştir" (Hucurât/10) emrine de muhalefet etmiş oldular. Bu sebeple imzayı atanları Allah'a havale ediyoruz.
Kardeşin kardeşi vurmasına üzülüyoruz. Kaldı ki Müslüman yani Allah'a iman eden, bizim gibi peygamberimizi ve Kur'an'ı hak kabul eden, Müslüman bir ülke olan İran'ın vurulmasının önünü bir nevi açan veya Trump ve Netanyahu'nun işini bir nevi kolaylaştıran kanun kuvvetinde bir kararnamenin de yayınlandığına şahit olduk. Maalesef münderecatı şaşırtıcı ve yanıltıcıdır.
Keza hemen belirtelim ki, 57 Müslüman ülkenin üye olduğu İslam Birliği Teşkilatı, bugüne kadar henüz ABD'yi ve İsrail'i kınayan tek bir açıklama dahi yapmadı! İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in ABD'yi kınayan açıklamalarından bile bu ülkelerin hiç utanmadığını görüyor ve çok üzülüyoruz.
Müslüman ülkelerin bu tavrı, Trump ve Netanyahu'nun rahat nefeslenmesini sağlıyor. Ama bizimkilerin tarafsızmış gibi takındığı tavır milletimizi ziyadesiyle üzüyor. Ancak milleti politize etmek kolaylaşır oldu. Elbette savaşa girmemek için politik atraksiyonlar yapılabilir ama tarafgirane yaklaşımlar milletten onay almaz.
Son asır içinde Birinci ve İkinci Cihan Harpleri yaşandı. Bu savaşlarda İsevi ülkeler birbirini boğazladı, böylece milyonlara varan insanlar öldürüldü. Tabii ki bu arada ittihatçı kafaların oluşturdukları bir kumpasla savaşa katıldığımız cümlenin malumudur. Bunların sayesinde meydana gelen durum, Genelkurmay'ın açıklamasına göre 250.000 şehidimize mal oldu.
Hâlâ mankurtlaşmış bu insanlara iltifat edildiğini görüyoruz. Bunların kahir ekseriyeti, önce 'Hareket Ordusu' ile Osmanlı'nın yıkılmasına sebebiyet verdiler, sıkışınca da yurt dışına kaçtılar. Ama yıkımla birlikte laik cumhuriyeti kurdular. Bugün bunların maskeleri yüzlerinden indirildi ama girilen savaşlar bize pahalıya mal oldu.
Buna rağmen, bahis konusu kafalara benzer idarecilerimiz sayesinde ülkemizin savaşa sürüklenmekte olduğunu anlıyor, tedirgin oluyoruz ama hâlâ uyanamıyoruz. Yeniden 250.000 evladımızın ölmemesi için, yöneticiler ikaz edilmelidir. Aksi hal perişanlığımıza sebebiyet verecektir. Uyanmak gerekmiyor mu Biz efsunlanmış insanlar olarak ve taassupkârane bir siyaset anlayışıyla olaylara maalesef şaşı bakmaktayız. Aklı erenlerin sayısı az değil ama bu gidişatı durduracak güçte değiller. Gaflet ve dalalet uykusundan hâlâ kendimize gelip, birlikteliğimizi sağlayamıyoruz.
Biz millet olarak her konuda haktan yana olmalıyız ki insan olarak nankörlerden, doğru olanı görmeyecek kadar kör olanlardan ve yanlışı savunacak kadar cahil olanlardan, insanların çektiği acıları seyretmekten zevk alan bazı idarecilerden, ahkâm kesen bürokrat ve siyasetçilerden uzak durmalı ve onları ikaz etmeliyiz. Bunların muhabbet duyduğu Trump ve Netanyahu'nun oyununu bozacak tavra girmeli ve onları elbirliği ile lanetlemeliyiz. Asla onlardan yana görüntü vermemeliyiz.
Merhum Prof. Dr. Seyyid Kutub, "Amerika'dan nefret ediyorum ama daha çok Amerika'nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum" demişti. Biz de aynı fikri onaylayarak, bu zalimleri lanetliyoruz. Bunlara ne sebeple olursa olsun yardakçılık yapanları da Allah'a havale ediyoruz.
Maalesef dünyanın en şedit kâfirleri, münafıkları ve müraileri ülkemizde üst kurmuş durumdadır. Bunlar milletimizi narkozlamaktadır. Ama milletimiz asli hüviyetine kavuşturulursa, o zaman Amerika'nın, İsrail'in, İngiliz'in saltanatına son verilecektir.
ABD'nin Savaş Bakanı Pete Hegseth diyor ki: "İster Sünni olsun, ister Şia. Bizim düşmanımız İslam'dır.

6