Ağabey diyor ki; Biz de toplumsal çürümeye hayır diyoruz

İnsanlarımızı nefeslendiren, diğer yazar, çizer, klik ve meşrep sahiplerini de gaflet uykusundan uyandıran, yürekli ve o derecede de yiğit olan bir sese şahit olduk, çok şükür. Bu sesin ülke insanını uyaracağı kanaatindeyiz.

Çünkü yargı siyasallaşma ve rüşvetle suçlanmakta. Sağlıkta yolsuzluk iddiaları, sanatta uyuşturucu hâkimiyeti var. Siyasette ise son günlerde görüldüğü gibi, fonculuk bir nevi kara borsaya düşmüş, sporda da şike ayyuka çıkmış durumda. Devlette torpil çalışmakta, belediyelerde kayırmacılık başını alıp gitmiş. Eğitimde liyakatsizlik, zenginlerde açgözlülük, dinde erimişlik, halkımızda cehalet, kepazelik, ahlakta buharlaşma, ar-hayâ yerlerde sürünmekte. Çıplaklık moda haline gelmiş, çalma, çırpma, sömürme alabildiğine devam etmekte. Her alanda çürümüşlük aldı başını gidiyor.

Onun için bahis konusu ses "Toplumsal çürümeyi kabullenmiyoruz" diyerek, feryat etmiş durumdadır. İnsan kalmak için çağrıda bulunmaktadır.

Bu ses diyor ki:

"Bize emanet edilen dil, din, mahremiyet, aile ve istikbal göz göre göre eriyor. Susanlar bu vebalin ortağıdır. Bu metin (feryat) bir rica değil, bir ikazdır.

Toplumlar bir günde yıkılmaz. Önce utanma ölür, sonra kötülüğün adı değişir, en sonunda kötülük alkışlanır. Biz bugün bu üç basamağın üçünü de aynı anda yaşıyoruz.

Okullarımızda çocuklar çocukları öldürüyor. Sebep çoktur, ama en mühimi bellidir: Talim var, terbiye yok. Sınav kazanmak insan olmanın önüne geçiriliyor. Boş bırakılan kalpleri ekranlar (sosyal medya) dolduruyor. Gündüz kuşağı reyting uğruna aile kurumunu yok ediyor. (Ahlaksız) Diziler sadakatsizliği ve fuhşiyatı teşvik ediyor, mafyayı kahraman, silahı itibar, zorbalığı erdem gibi sunuyor. Bunların hepsi, herkesin gözü önünde, izinle, ruhsatla ve reklam geliri bahanesiyle yapılıyor.

Fon krizi, çürümenin cüzdana da sıçradığını ilan etti. Helali haramı ayırmadan "köşeyi dönmek" marifet oldu. Uyuşturucu "yaşam tarzı", sanal kumar "fırsat" diye pazarlanıyor. Evlerin ocağı sönüyor, aileler borç ve utanç içinde dağılıyor. (Malum) Mahremiyet perdeleri tek tek yırtılıyor, beden metaya çevriliyor, insan beğeni sayısı uğruna onurunu kaybediyor.

Bütün bunların ortak adı şudur: İnsan değersizleştiriliyor, kadim değerlerle bağı bilerek koparılıyor. Değerlerle bağı kalmayan insan orman kanununa tabi oluyor. Ama düşüş orada da durmuyor. Doymayan hırsı onu hayvanlardan daha aşağı bir hâle düşürüyor.

Biz, bunu (asla) kabullenmiyoruz.

(Zira) Eğitim, sadece zihni değil kalbi, sadece beceriyi değil, vicdanı da beslemelidir. Değer eğitimi müfredatın kenar notu değil, omurgasıdır. (Ayrıca) Ahlak eğitimi birkaç ders saatine ve ezberlenmiş öğütlere sığmaz. Öğretmenin tutumunda, okulun yönetiminde, sınavın adaletinde ve güçlü karşısında zayıfın nasıl korunduğunda karşılığını bulur.

(Zira) Denetim kurumlarının elindeki yetki süs değildir. Çocukların zihnine lağım akıtan, aileleri tarumar eden yapımlara göz yuman her sessizlik, o yayının ortaklığıdır. (Yani) Ceza kesip reklam gelirini yerinde bırakmak denetim değil ruhsattır. Çürütücü ve saptırıcı içerikler (mutlaka) engellenmelidir. Reyting uğruna nesiller heba ediliyor. Bu ticaretin kârını hanesine yazanlar, bedelini millete ödetiyor.

(Hemen belirtelim ki) Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.

(Ayrıca) Sanal kumar ve bağımlılık reklamları hâlâ serbestçe dolaşıyorsa, bu bir ihmal değil, tercihtir. Bu tercihin bedelini aileler ve nesiller ödüyor.

Sadece şikâyet eden, alternatif üretmeyen, güçlünün yanlışına susup sadece zayıfın hatasını dile getiren bir ahlak söylemi, inandırıcılığını kaybetmeye mahkûmdur. Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder.

(Hatırlatmak gerekir ki) Türkiye'miz son çeyrek asırda pek çok alanda önemli mesafe(ler) kat etti; bugün yakın coğrafyamızdan başlayarak tüm insanlığa ümit veren bir noktaya ulaştı. Bu kazanımların heba edilmesine, medeniyet köklerimizden güç alarak daha adil, daha huzurlu bir gelecek inşa etmeyi hedefleyen bu yürüyüşün sekteye uğratılmasına müsaade edemeyiz. Hiç kimsenin şahsi hırsı, menfaati ve sorumsuzluğu, bu yürüyüşün mimarlarının ve fedakâr neferlerinin sırtlarına yük, ayaklarına pranga olmamalıdır. O yüzden;