Ağabey diyor ki; birliğimiz, dirliğimiz bozulur

Milli değerlerden uzaklaşıp yabancı etkiye kapılan toplumlar gerçekten kaçınılmaz olarak çöküşe mi mahkûmdur?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, insanların milli ve manevi değerlerden uzaklaşarak batılı etkilere teslim olduğunu ve bunun toplumun perişanlaşmasına yol açtığını savunuyor; bunu söylemek için klasik şairlerden örnekler sunuyor. Ancak bu düşünce, ikiçizli davranış gösteren yöneticileri de aynı kapıda tutmak gerektiğini ileri sürüyor. Milli kimliğin korunması kadar, eleştiriye açık olmamayan dogmatik tavırların toplumsal ilerlemeye ne kadar zarar verebileceğini hiç mi hesaba katmalı değiliz?

İnsanlar milli ve manevi değerlerden uzaklaştıkça dünyevileşmekte, böylece acımasız hale gelmektedir. Denir ki;

Geçmişten ibret almazsa kişi

Geleceğe ibret olmaktır işi

Onun için insan, geçmişinden, tarihinden ibret alarak hayatını düzenlemeli, gelenek ve göreneklerini de dikkate alarak yaşamalıdır.

Merhum Namık Kemal der ki;

Sana; senden gelir bir işte ancak dâd lâzımsa

Ümîdin kes zaferden, gayriden imdâd lâzımsa

Hayatın güzelliklerini düşünerek ve yerli olanları dikkate alarak hayatı değerlendirmek gerekir. Elden/yabancıdan gelen gidişattan uzak durulmazsa, perişanlık o zaman başlar. Muhammed İkbal'in dediği gibi:

Ey gafil! Sen Frenk'ten derdine çare mi ararsın

Şahin pençesine geçirdiği kuşa acımaz

Özge (başkasının) eşiğine sürdüğün yüzle

Ebû Zer ve Selman'ın secdesi yapılmaz

Yabancılara has olanlara meyletmenin hüsrana vesile olduğu, böylece nesillerin bozulduğu görülmekte/bilinmektedir. Zira onlar kendi kültürünü yaşama ve yaşatmak için, ihraç ederek, kendilerini garantiye almaya çalışmaktadırlar.

Pir Sultan Abdal:

Sen Hakk'ı yabanda arama sakın

Kalbin pâk ise Hak sana çok yakın

Diyerek konuya dikkat çekmektedir. Bu sebeplerle insanlar yabancı olandan uzak durmalı, her konuda milli olanla hayatını düzenlemelidir.

Üç şeyi gizli tutmak gerekir:

· Derdini (başkalarını sevindirir)

· Sadakanı (gizli olanı güzeldir)

· İbadetini (gösterişten uzak olmalı)

Üç şeye güvenme:

· Gençliğine (zira gelip geçicidir)

· Malına (hani bunun ilk sahibi)

· İnsanlara (insanların namerdi olur, onlara güvenme)

Üç şeyi de erteleme:

· Namazını (gizlide kalması efdaldir)

· Tövbeyi (devamlı olursa daha güzel olur)

· İyiliği (başa göze kakmamak gerekir)

Üç şeyi ise aklından çıkarma:

· Yaradan'ını (Allah kula şah damarından yakındır, unutma)

· Ölümü (zira insanlar fani, her nefis ölümü tadacaktır)

· Hesaba çekileceğini (Ahirette herkes muhakkak hesaba çekilecektir)

İnsanlar bu esaslara göre hayatını düzenlerse, tarik-i müstakim olan yola dâhil olur. Nitekim hayat bâki değil, ölüm mukadderdir. Ayette net bir şekilde belirtildiği gibi: "Her nefis ölümü tadacaktır." (Âl-i İmrân/185)

Onun için Nev'î, meşhur beytinde şöyle demektedir:

Bela dildendir, ol dildâr elinden dâdımız yoktur,

Gönüldendir şikâyet, kimseden feryâdımız yoktur.

Yani, "kalp ve dil Müslüman olmadıkça, kul Müslüman olamaz." Hz. Mevlana ise: "Ey insanoğlu nefsine dön, nefsindeki faziletleri ikmale çalış. Çünkü sen cisminle değil, ruhunla insansın" buyurmaktadır. Bu yüceliğe erişebilmek gayret ister, helal lokma ister.

Ama millet olarak hem gerçek tarihimizden, hem geleneklerimizden maalesef müstefit olamadık. Asrilik(!) ve ilericilik(!) adına hem milli ve hem de manevi değerlerimizi unutuverdik.