Eski Çatalca Müftüsü Ahmet Mehmetalioğlu, sahnede elinde kadehiyle ölen, "ölünce beni yakıp, küllerimi Karadeniz üzerine savurun" diyen şarkıcının ölümünü geberdi kelimesiyle duyurmuştu. Ancak geberdi kelimesini ölmüş anlamında kullanmıştı. Buna rağmen aymazlar linç edilmesi için, bir nevi zamanın Diyanet İşleri Başkanı olan Prof. Dr. Ali Erbaş'ı da yanlarına almışçasına, hareketlenmişlerdir.
Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı araştırma bile yapmadan, müftüyü derhal görevinden almış, yetmezmiş gibi ayrıca para cezası ve sürgüne varan cezalar vermiştir. Oysa Karadeniz Bölgesi'nde ve bilhassa Trabzon il ve ilçelerinde kaba olmasına rağmen, ölen için geberdi diyenler ziyadedir. Yani bu, halk arasında kullanılan yaygın bir ifadedir. Bu sebeple geberdi kelimesini çekiştirip, başka anlamlar yüklemenin iyi niyetle alakası yoktur.
Nitekim TRT'de yayınlanan 'Taşacak Bu Deniz' dizisinde sanatçıların ağzından devamlı "Fuşki yesun veya yesunlar" tarzında konuşmalar yapıldığını seyredip duruyoruz. Fuşki yemek büyükbaş hayvanların dışkısını yemek anlamını taşıdığı halde, RTÜK'ün sesi çıkmamaktadır. Buna mukabil Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, yöresel ifade kullanımından dolayı, orantısız ceza uygulamalarıyla boyun eğdirmek için hareketlendiğini ve mazlumun yanında değil, zalimce görüntüler veren, inançla alay eden, Allah'ın men ettiği fiilleri icra etmekten geri durmayanların yanında yer aldığını gördük ve üzüldük.
"Din, zalime karşı susuyorsa orada iman değil, menfaat vardır." (Y. Nuri Öztürk) Ayrıca Malcolm X der ki; "Eğer dikkatli olmazsanız gazeteler mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize neden olur." Konfüçyüs de; "Yalan söyleyenler doğru söyleyenlere inanmazlar" der.
"Ve onlardan ölen birinin üzerine asla namaz kılma, onun kabri başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve elçisini tanımadılar ve yoldan çıkmış olarak öldüler." (Tevbe/84) buyrulmakta, böylece herkes imtihana çekilmektedir. Ayrıca: "... Allah, yoldan çıkmış kavmi (doğru) yola iletmez." (Tevbe/80) ikazı yapılmaktadır. Bu İlâhî emirlere rağmen yapılan uygulama, adil de değildir.
"Bu tür bir hadise sadece bir disiplin soruşturması veya hukuki bir yargılama değil; İslam hukukunun en temel direkleri olan adalet, ölçülülük ve kardeşlik hukukunun nerede durduğuna dair bir samimiyet testidir. Modern bürokrasinin ve yargı mekanizmalarının, siyasi veya konjonktürel kaygılarla Kur'an-ı Kerim'in açık hükümlerini ve Hz. Peygamber'in kardeşlik hukukunu çiğnemesi, toplumsal vicdanda onarılması güç yaralar açmaktadır.
İşte bu haksızlık karşısında, İslam'ın adalet terazisini kıranların ve kardeşlik ahlakını hâk ile yeksan edenlerin ahiretten bîhaber oluşları. Ne hazin bir durumdur ki, bu fecaat, her hafta hutbelerde Allah'ın adaleti emrettiğini söyleyenlerden, adaletten sadır olmaktadır.
Adalet Terazisini Kuranlar: Kardeşlik Hukukundan Nifak Çukuruna.
İslam dini, "duyguların yönettiği bir intikam sistemi" değil, "vahiyle çerçevelenmiş bir adalet nizamı"dır. Bugün bir müftünün sarf ettiği bir söz üzerine orantısız güç kullanan, dört koldan ağır cezalar yağdıran Diyanet yönetimi ve yargı mensupları, aslında sadece bir şahsı değil, İslam'ın "kısasta hayat vardır" ve "eşdeğer ceza" ilkelerini de hedef almaktadır.
1. Ayet-i Kerime Karşısında Haddini Bilmemek.
Kur'an-ı Kerim, ceza hukukunun sınırlarını çok net çizer: "Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür (cezadır)..." (Şûrâ/40) Bir insanın (bu kişi bir kâfir dahi olsa) ölümüne yönelik söylenen 'geberdi' kelimesi, ahlaki bir tartışma konusu olabilir. Ancak bu sözün karşılığı, 32 yıl Diyanet'te, hiçbir hırsızlık ve ahlaksızlıktan soruşturma dahi geçirmemiş, sayısız ilmi ve inşai hizmetlere imza atmış bir 'müftü'nün hayatını, kariyerini ve itibarını yerle bir edecek dört ayrı ağır ceza olamaz.
Bu karara imza atanlar, Allah'ın koyduğu 'mislile mukabele' (denklik) kuralını çiğneyerek, kendi hırslarını İlâhî kanunun üzerine koymuşlardır. Adaleti aşan her karar zulümdür ve zulüm, imanın en büyük düşmanıdır.
2. "Müslüman Müslüman'ın Kardeşidir" İlkesinin İhlali.
Efendimiz (sav) "Müslüman, Müslüman'ı düşmana teslim etmez" buyururken, sadece fiziki bir teslimiyetten bahsetmiyordu. Onu linç kültürüne, orantısız yargılamalara ve rızkıyla tehdit edildiği bir cendereye mahkûm etmek de düşmana teslim etmektir.
Bir müftüyü, hata yapmış olsa dahi, İslam dışı odakların veya seküler baskı gruplarının alkışını almak uğruna acımasızca cezalandırmak; kardeşlik hukukuna ihanettir. Kendi personelini korumak yerine, 'adalet' maskesi altında zulme kapı aralayan bir Diyanet, temsil ettiği dinin ruhundan kopmuş demektir.
3. Yakınların Aleyhine Bile Olsa Adalet.
Nisâ Suresi 135. ayet, mümini sarsan bir uyarıdır: "Ey iman edenler! Şahsınız, anne babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa adaleti ayakta tutun.

11