Türk Dünyası Yüzyılı...

Bundan otuz beş sene evvel, 30 Ağustos 1991'de Merhum Turgut Özal şöyle demişti: "Büyük bir güvenle ifade ediyorum ki, 21. Yüzyıl Türklerin asrı olacak." Kasım 1999'da Bill Clinton da benzer ifadede bulunmuştu...

1991 senesi, dünyada büyük altüst oluşların yaşandığı bir yıldı... Sovyetler Birliği'nin dağıldığı, soğuk savaş döneminin sona erdiği, ABD'nin tek "süper güç" olarak sahne aldığı ve Baba Bush'un "Yeni Dünya Düzeni"ni pazarladığı bir zaman dilimi... SSCB'nin çökmesiyle birlikte, Rusya'nın ayakta kalma mücadelesi verdiği, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin tek tek bağımsızlıklarına kavuştuğu dönem. Ve Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle tarihî fırsatı yakalayan ABD'nin hegemonik güç olarak, tabir yerindeyse, dünyanın dört bir tarafına, en fazla da Orta Doğu'ya çökmeye başladığı bir dönem... İşte böyle bir zamanda Sekizinci Cumhurbaşkanımız Merhum Turgut Özal, 30 Ağustos 1991'de şöyle diyordu: "Büyük bir güvenle ifade ediyorum ki, 21. Yüzyıl Türklerin Asrı olacak..." Bundan sekiz sene sonra, Kasım 1999'da ABD Başkanı Bill Clinton, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada; "Stratejik olarak doğru bir politika izledikleri takdirde, 21. Yüzyıl Türklerin asrı olacak..." demişti. Clinton'ın bu konuşmayı yaptığı vakit, Türkiye bütün yönleriyle 17 Ağustos depreminin sıkıntılarını yaşıyordu ve siyasi istikrar bakımından da pek olumlu bir atmosfer hüküm sürmüyordu... Ama geleceği doğru okumasını bilenler her şart altında doğru istikameti yakalayabilir. Son otuz beş yılda yaşanan olumlu ve olumsuz bütün siyasi, ekonomik ve stratejik gelişmelere rağmen, Türk Milleti'nin tarihten gelen başarılarını gelecekte de tekrarlayabileceğine dair güçlü emareler uç veriyor... 21. Yüzyılın Türk Asrı olacağına inancını her vesileyle izhar eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı Liderler Konseyi'nin 13. Zirvesinde, "Buna yürekten inanıyorum" diye bir kere daha teyit etti...

Dünyanın çok gergin bir dönemden geçtiği bir sırada gerçekleşen, Türk Devletleri Teşkilatının Ankara'daki 13. Zirvesi, her bakımdan büyük ehemmiyet arz ediyor... İsmail Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde, işte birlik" diye özetlediği temayla toplanan zirvede, geleceğe dönük önemli kararlar alındı. Dönem Başkanlığını Azerbaycan'dan devralan Türkiye, kusursuz bir ev sahipliği yaptı. Türk milletinin gelenek, görenek, örf ve âdetlerini sembolize eden bütün örnekler sergilendi. Elbette ihtişam ve görüntü çok önemli. Ama bunun altını doldurmak daha da önemli. Dönem Başkanlığı sırasında Türkiye'nin, TÜRK BİRLİĞİNE büyük katkı yapacak çalışmaları hayata geçireceğine inanıyoruz. Türkiye'nin bu konudaki vizyonu her yönüyle ideal ve gerçekçi. Dört milyon sekiz yüz bin kilometrekare üzerinde yaklaşık 180 milyonluk bir nüfusu barındıran Türk Dünyası, jeopolitik açıdan da dünyanın en avantajlı coğrafyasına sahip bulunuyor. Esas mesele bu stratejik avantajları doğru değerlendirmek...

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türk Zirvesiyle ilgili olarak kaleme aldığı ve aynı gün Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, KKTC ve Macaristan medyasında yer alan mektubu, Türkiye'nin Türk Dünyasının birliğine dair görüş ve hedefini çok net biçimde ortaya koyuyor... Makalesinde Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesinin önemine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridorunun sunduğu fırsatlara işaret etti:

"Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesi, Teşkilatımızın önümüzdeki dönemde üzerinde hassasiyetle durması gereken önceliklerin başında geliyor. Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru, bu bakımdan tarihî bir fırsat sunuyor. Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin yeniden şekillendiği günümüzde Türk coğrafyası, küresel ulaştırma ve lojistik ağlarının önemli merkezlerinden biri olma imkânına sahiptir. Demir yollarımızı, limanlarımızı, kara yolu bağlantılarımızı ve gümrük sistemlerimizi birbirini tamamlayan bir bütün olarak geliştirmekteyiz. Hazar'ın iki yakasını birbirine bağlayan her yatırım, kardeş ülkelerimiz arasındaki ticareti büyütecek ve ortak refahımıza katkı sağlayacaktır.

Türk dünyasının dört bir yanındaki imkânları aynı istikamette harekete geçirerek üretimde, ticarette ve teknolojide elde ettiğimiz kazanımları hep birlikte büyüteceğiz."