Dünya nefesini tutmuş bekliyor... İsrail, Amerika ile İran arasında varılan ön mutabakatı ve devamındaki müzakereleri sabote edecek yeni atraksiyonlara girişecek mi diye!... Peki, bu gücün temelinde yatan nedir
"İsrail ateş olsa cirmi kadar yer yakar" klişesi, burada tam olarak yerine oturmuyor... Zira İsrail cirminden yani hacminden daha büyük yakıyor! Devlet demeye bin şahit ister bu Siyonist yapı, terör örgütlerinin temelleri üzerine bina edildi. Dolayısıyla İsrail'in bütün tavır ve hareketleri devlet formatından ziyade terör örgütleri refleksiyle planlanıp yürütülüyor. Bu hacim olarak küçük, ama etki olarak fazlasıyla büyük çıbanbaşı, sadece Orta Doğu Bölgesini ateşe atmıyor. Topyekûn dünya barışı için daimî bir tehdit ve tehlike oluşturuyor... Hâlihazırda işgal altındaki Filistin'den tutunuz, Lübnan, Suriye, Irak, İran, Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Kuzey Afrika başta olmak üzere, dünyanın çok geniş bir coğrafyasında Siyonist, terörist İsrail'in yıkım; katliam, soykırım ve her türlü insanlık ve savaş suçu hüküm sürüyor. Ve en vahimi de dünya bu canavarlığa karşı fena hâlde pasif ve etkisiz. Bir türlü uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde bir müdahalede bulunamıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan; Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısırlı mevkidaşlarıyla Kahire'de yaptığı toplantıda, barış müzakerelerini sabote etmek için köşede sinsice bekleyen terörist İsrail'in mutlaka durdurulması gerektiğini bir kere daha kayıtlara geçirdi. İsrail'in fitne fesat politikalarına karşı en başından beri yüksek sesle itiraz eden ve buna karşı diplomatik mücadeleyi hiç gevşetmeyen Türkiye, ne yazık ki, bu konuda yeteri kadar destek görmüyor... ABD Başkanı Donald Trump, Amerika olmasa İsrail yok olurdu diye kıtır atıyor, ama beri tarafta İsrail'e, özellikle insan kasabı Binyamin Netanyahu'ya bir türlü söz geçiremiyor!..
Trump'ın selefi Joe Biden, İsrail olmasa Amerika'nın yeni bir İsrail kurmak zorunda kalacağını söylemişti hatırlarsanız... Galiba işin püf noktası da burada. Şüphesiz Siyonizmin ürünü İsrail'in sahneye çıkışında aslan payı İngiltere'ye aittir... Lakin ABD'nin emperyalist emelleri için koçbaşı vazifesi gören İsrail'in resmen devlet olarak statü kazanması, tam da Amerika'nın Bölgedeki hegemonik rolü İngiltere'den devraldığı yıllara rastlar. Bu tarihten sonra, (İsrail; Küçük Amerika, Amerika; Büyük İsrail hüviyetiyle), her ikisi dünyayı her türlü karıştırmaya hız vermiştir. Ve nihayet bugün İsrail tamamen kontrolden çıkmış, bütünüyle dünya düzenini altüst ediyor. İsrail'i durdurmak için en büyük küresel gücün de nefesi yetmiyor!.. Bu bir abartı değil, kaskatı gerçek... İsrail devlet formatıyla sahneye çıktığında hemen ilk iş olarak nükleer silah yapmaya girişmiştir. Bu faaliyete engel olmak isteyen dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy'nin ölümünde, bu karşı çıkışın etkileri bulunduğuna dair çok ciddi tartışmalar var... 1960'ların başlarında, özellikle Fransa'nın destekleriyle nükleer programını ilerleten İsrail, on sene sonra 1973 ramazan savaşında bir ara yok olma tehlikesiyle yüz yüze geldiğinde, derhal atomik silah kullanma hazırlığına girebilmiştir. Sovyetler Birliği'nin devreye girmesiyle çözülen bu gelişme, elli küsur sene evvel, İsrail'in ulaştığı kapasiteyi ortaya koymak bakımından çok manidardır. İsrail'in cirmi derken, işte bu ve buna benzer uzantılarının çapını işaret etmeye çalışıyoruz. 1973 savaşında ilk başlarda Mısır'ın ortaya koyduğu başarılı harekât karşısında büyük endişeye kapıldı. Dönemin Başbakanı Golda Meir, derhal uçağa atlayarak Amerika'ya gitti, oradaki Yahudi milyarderlerden çok yüksek miktarda para topladı ve ABD'den yeni ve çok etkili silahlar satın alıp geri döndü. O andan itibaren Amerika'nın uzaydan verdiği uydu desteğiyle birlikte, savaşın seyri değişti ve Mısır ateşkes ilan etmek zorunda kaldı.

25