36. NATO Liderler Zirvesi uzun yıllar konuşulacak şüphesiz... Ve Evet, bu zirveden çıkacak kararlar da dünya siyasi ve askerî dengeleri üzerinde kalıcı etkiler yapacak NATO tarihinde bir dönüm noktası!..
Ankara'daki NATO Zirvesinin siyasi-magazin boyutu bile tek başına bir hadise!.. ABD Başkanı Donald Trump'ın söylediği her cümle bambaşka bir olumlu veya olumsuz kapı aralıyor... Düşününüz, NATO'nun bir numaralı kurucu ülkesi ve üç çeyrek asırdır teşkilatın mali yükünün aslan payını tek başına yüklenmiş devletin başı olarak Trump, "NATO'dan memnun değilim" diye en üst perdeden sitem ediyor!.. Bazı ülkeleri doğrudan ve alenen hedef alıyor; Mesela İspanya için "Berbat bir ortak" ifadesini kullanmaktan çekinmiyor. Daha da ötesi bu ülkeyle ticari münasebetleri kesmekten bahsediyor. İtalya, Fransa ve İngiltere devlet ve hükûmet başkanlarını ayrı ayrı ve mükerrer şekilde hedef alıyor ve hiç de yenilir yutulur cinsten olmayan şeyler söylüyor. Hele hele bugüne kadar ABD'nin en büyük müttefiki olarak zihinlerde yer eden (Belki de hâlâ böyledir...) İngiltere'nin son zamanlardaki tavrı ve Trump'ın tepkisi apayrı bir gelişme. Keir Starmer bir süreden beri Trump'ın sivri laflarına fazlasıyla hedef oluyordu. Nihayet başbakanlık koltuğunu da kaybetti. Ve ABD Başkanı bu gelişmeyi de kendi penceresinden yorumlamaktan kaçınmadı... Bu arada yalnızca sözlü sataşma yoluyla değil, hâl ve hareketlerle taraflar arasında ciddi karşılıklı hamleler cereyan ediyor. İtalya Başbakanı Georgia Meloni'nin Trump'tan sonra resepsiyona gelmesi, neredeyse küçük çaplı bir krize dönüşüyordu... Hele dün sabah Trump ile Macron arasında yaşanan ve âdeta konvoy hâlinde omuz omuza itiş-kakış mahiyetindeki karşılıklı vaziyet alma durumu bir başka hikâye. İkili arasında; "Sahneye en son çıkan assolist ben olayım" havasında, magazin yüklü bir taktik manevra yaşandı. Trump ve Macron arasında her seferinde böyle tuhaflıklar cereyan ediyor. Bu da ikilinin birbirinden ne kadar hoşlanmadığının göstergesi... Dışarıdan bakınca magazin yönü öne çıkan bu gayretler, esasen diplomasinin incelikleriyle örülmüş birer taarruz planı!..
Evet, dünyanın çok sıkıntılı bir dönemden geçtiği mevcut gerilim ikliminde gerçekleşen Ankara Zirvesi, etrafta olup bitenlerden de bire bir etkilenmedi değil... Rusya-Ukrayna Savaşı beşinci yılını doldururken, geleceğe dönük büyük belirsizlikler endişe verici. NATO ve özellikle Avrupa Birliğine üye ülkeler, Rusya'nın yıpranması için savaşın devamını istiyor. Ukrayna'ya paket paket yapılan yardımlar da bunun teşviki. Ama nereye kadar gidecek ABD-İran arasındaki çatışmaların tam da zirve sırasında yeniden alevlenmesi küresel boyutta gerçekten yeni ve büyük tehlikelere kapı aralayabilir... Trump'ın ifadesiyle, İran'la mutabakat vakit kaybı ise, kazanç neresinde Suriye'de, Zirveye meydan okurcasına patlatılan bombaların arkasındaki muharrik gücün niyet ve maksadı belli. İsrail Suriye'nin asla stabil hâle gelmesini ve toprak bütünlüğünü korumasını istemiyor!.. Aynı İsrail, terör örgütleri üzerinden Türkiye'yi çok rahatsız edebilecek yeni serüvenler peşinde. Bu duruma asla ve kata mahal verilemez elbet... Ankara Zirvesinde Filistin Meselesini dile getiren lider, yine zirveye damgasını vuran Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan oldu. Batı Dünyası maalesef hâlâ eski kafada devam ediyor!.. Kendi menfaatlerinden başka düşünceleri yok. Bu da bölgesel ve küresel meselelerin çözümüne katkı yapmıyor hâliyle. NATO Zirvesi öncesinde ABD ile AB ülkeleri arasında esen soğuk rüzgârlar, Ankara'nın başarılı ev sahipliğinde hayli sakinleşti denilebilir. Bunu Zirve sonuç bildirisinin satırları arasında açıkça görmek mümkün... İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Polonya gibi ülkelere kalırsa çok daha sert ifadelerle Rusya hedef alınabilirdi. Ancak ABD Yönetiminin dengeli yaklaşımı ve Türkiye'nin barış ve uzlaşmaya dönük gayretlerinin metin diline yansıdığı anlaşılıyor. Şayet küresel barış için samimi gayretler devam edecekse, bu dengeli üslubun yaygın biçimde diyalog ortamlarında yer bulması gerekir...

19