Amerikan gücü, İran gücü!..

İran'ın ABD-İsrail saldırıları karşısındaki direnci beklenenden veya tahmin edilenden biraz daha yüksek çıkınca, bazılarının hesabı fena hâlde şaştı!.. Bunların başında elbette Trump ve Netanyahu geliyor!

Şayet İran son birkaç yıl içerisinde, İsrail'in yaptığı suikastlara karşı, biraz daha derli toplu ve dikkatli olabilseydi; şu sıralar Siyonist-Evangelist cepheye karşı, biraz da beklenmedik biçimde sağladığı psikolojik direnci ve öz güveni çok daha önceden ortaya koyabilirdi. Ve belki de daha derli toplu ve etkili bir mücadele için ciddi avantaj sahibi olabilirdi. Ancak öyle olmadı, yıllarca İran'ın; özellikle nükleer fizik alanında çalışmalar yapan önemli bilim adamları, birer birer ortadan kaldırıldı. Ülke içlerinde de İsrail ajanları kritik tesislere yönelik çok etkili operasyonlar gerçekleştirdi. İran prestij bakımından büyük yaralar aldı. Bunun son büyük örneği Haziran 2025'te vuku bulan on iki günlük ABD-İsrail saldırısında görüldü. İran'ın tepe noktasındaki bütün askerî erkânı bir gece içinde yataklarında öldürüldü… Keza İran'ın o tarihteki saldırılara karşı verdiği reaksiyon da oldukça zayıf kaldı. Bu halet-i ruhiye içinde, 28 Şubat'ta başlayan son saldırılara karşı direnmeye çalışan İran Devleti, istihbarat bakımından yine ve çok büyük kayıplara maruz kaldı. Başta Dinî Lider Ali Hamaney olmak üzere, ülkenin siyasî ve askerî üst seviye aktörleri aynı şekilde bir günde saf dışı bırakıldı. Yıllardır bu kabil suikastları CIA desteğiyle çok rahat biçimde yapabilen MOSSAD, bu defa topyekûn bir sonuç almak üzere, İran'ı bölecek bir iç çatışma kotarmak için fazlasıyla çalıştı… İran rejiminin tepe isimleri ortadan kaldırılınca, halkın galeyana gelip sistemi kökünden değiştirmek için harekete geçeceği yolunda yapılan hesap (Ki, Trump bu hesapla Netanyahu'nun peşine takıldı…) çarşıya uymadı. Tam aksine İran halkı, önceden ne denli aleyhinde olursa olsun rejimin arkasında kenetlendi. Böylece ilk günlerde hayli bocalayan İran kısa sürede toparlandı…

Muhtemel suikastlara karşı, siyasi ve askerî yedek kadroları hazırlayan ve mozaik savunma modeline geçen Tahran Yönetimi, başta ABD ve İsrail olmak üzere, birçoklarını oldukça şaşırtan bir direnç ortaya koymaya başladı… İran'ın bu son saldırı karşısında uygulamaya koyduğu taktik ve strateji de doğrusu hayli etkili oluyor. Bunun başında özellikle, ABD için yüksek maliyet üretimine dönük karşı saldırılar, tahminlerin üzerinde sonuç verdi. İran ilk günlerde nispeten daha ucuz mühimmatla ABD ve İsrail'in pahalı hava savunma sistemlerine bol bol harcama yaptırırken, sonraları daha etkili ve güçlü füzelerle kritik tesisleri hedef aldı. Trump her gün "İran'ı bitirdik, bir şey kalmadı…" gibi üfürmelerle piyasa yapmaya çalışırken, İran günbegün karşı saldırılarını daha etkili ve isabetli biçimde yaparak herkesi şaşırttı. Anlaşılıyor ki, İran hem geçen haziran ayındaki 12 günlük saldırılardan ders çıkarmış hem de savunma sanayiinde önemli ilerlemeler kaydetmiş… Ama İran'ın esas belirleyici adımı Hürmüz Boğazı'yla ilgili. Zira dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz akışının beşte birinin gerçekleştiği bu çok stratejik Boğaz üzerindeki jeopolitik avantajlarını kullanması, ABD ve İsrail'i fena hâlde zora soktu. Bu arada, İran'ın şimdiye kadar pek fazla ortaya çıkarmadığı oldukça güçlü füzelerle İsrail şehirlerine ve Körfez ülkelerinin petrol vb. tesislerine gerçekleştirdiği saldırılar, direniş gücünün seviyesini ortaya koydu. Hint Okyanusu'nda bulunan ABD'nin Diego Garcia üssüne iki orta menzilli füze fırlatması bile (Her ne kadar isabet kaydetmese de…) büyük yankı yaptı. Kısacası iki günde havlu atacağı söylenen İran, beklenenden çok daha dişli çıktı ve bu direniş özellikle Trump'ı büsbütün panikletmiş görünüyor. Şöyle ki, dünyanın süper gücünün başındaki devlet başkanı konumuna rağmen, itibarı yerlerde sürünüyor! Sebebi basit; konumuyla hiç bağdaşmayacak şekilde baştan aşağı tutarsız konuşuyor… Bay Trump esasen siyasi bakımdan iflasın eşiğinde! Buradan çıkış yolu arıyor. Esip gürleyerek tehdit üstüne tehdit savuran aynı Trump, günübirlik geri adım atmaktan kaçınmıyor. Bunun son örneği, Hürmüz Boğazı konusunda İran'a verdiği kırk sekiz saatlik ültimatomu uzatıp beş güne çıkarması. Bu arada İran tarafı sürekli reddetse de Trump, ısrarla görüştüklerini söylüyor! Kendi sosyal medya mecrasından yaptığı açıklama şöyle: