Ahbap-çavuş ilişkileri çok derindir!..

Bazı şeylerin kokusu çok sonradan çıkar... "Asrın Felaketi", 6 Şubat 2023 depreminde, enkaz altından kurtarılmayı bekleyen binlerce felaketzedenin içler acısı durumu, Ahbap Derneğinin gölgesinde kalmıştı!..

Evet, "Asrın Felaketi" diye nitelenen 6 Şubat 2023 depreminin getirdiği yıkımın büyüklüğü, bütün vahametiyle ortada dururken ve enkaz altından kurtarılmayı bekleyen binlerce felaketzedenin sessiz çığlığı yeri-göğü tutarken Türkiye'de, çok başka bir mesele gündemi dolduruyordu. Haluk Levent'in başında olduğu Ahbap Derneğinin sureta Kızılay'dan satın alıp depremzedelere dağıttığı çadırlar... Bu derneğe çadırları parayla sattığı için linç edilen Kızılay Derneği Genel Başkanı Kerem Kınık... Hâlbuki, o çadırlar daha önce parayla satılmak üzere sipariş edilmiş ve buna göre üretilmiş çadırlardı. Yani normal şartlar altında o çadırların bedelinin, talip olan dernekten veya başkasından tahsil edilmesinde hukuken bir yanlışlık yoktu. Fakat birileri Kızılay Teşkilatının itibarını örselemekte kararlıydı. Ve başarılı da oldular maalesef. Burada mesele personelinden birilerinin yaptığı işlem sebebiyle genel başkan Kerem Kınık'ın topun ağzına konulmasından ziyade, dünyada bu evsafta, sayılı bir yardım teşkilatının göz göre göre itibarsızlaştırılması hedefidir... Bu hükmü icra eden olgu, sanatçı ve yardımsever olarak tanınan bir kişinin şaşırtıcı biçimde ve böylesine kolaylıkla toplumu etkileyebilmesidir. Daha doğru ifadesiyle medyanın bir kısmının kanalize ettiği ifsat hareketiydi. Ama son birkaç gündür medyada farklı şekilde çalkalanan Ahbap Derneği bu defa çok değişik ve derin biçimde toplumu sarsıyor...

Dikkat ediyor musunuz, eskiden her seferinde isminin başında "SANATÇI" sıfatı yerleştirilerek anılan Haluk Levent (Bu arada gerçek soyadının Acil olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz...) artık o şekilde anılmıyor. Bahse konu şahsın hayatında bugüne kadar en fazla öne çıkan ve bu sebeple de işlediği suçların dahi kamufle edilmesinde rol oynayan bir özellik, sanki yokmuş gibi bir yaklaşım sergileniyor. Sosyolojik açıdan son derece dikkat çekici bir durum... Aslına bakarsanız bu konuda pek de duyarlı ve bilinçli hareket edildiği söylenemez. Sanatçı payesi, özünde bir değer ifade etmekle birlikte, kişinin sanat kabiliyeti ve hayata yansımış olan başarısı, başka etkenlerle haklı veya haksız muameleye tabi tutulur. Haluk Levent adlı kişinin şahsında da bu yaklaşımı en çarpıcı şekilde görmek mümkün. Eğitim hayatında başarılı olamamış (Birçok kere farklı üniversitelerin değişik bölümlerini kazanmış olmakla birlikte, hiçbirini bitirememiş...), iş hayatında aynı şekilde hep sınıfta kalmış, mükerrer şekilde karşılıksız çek suçundan yargılanmış ve mahkûmiyet almış bir kişiden bahsediyoruz. Ticari suçlardan bir türlü yakasını kurtaramayan, bundan dolayı bunalımlara giren malum kişi diğer yandan da kumar illetine düçar olmuş. Kumar zaafına rağmen "sanatçı" yönünün bunu kamufle etmesi sebebiyle toplumun bir kesiminde popülaritesi devam etmiş. Bu sayede on bin konser vermeyi (haberlerdeki rakam böyle diyor...) becermiş ve dolayısıyla şöhret basamaklarına tırmanma devam etmiş. "Sanatçı" kişiliği yanına bir de yardımseverlik eklenince etkinlik de o oranda artmış. Amma makyajlı hayatın arka yüzünde neler olup bittiği uzun yıllar saklı kalmış. Hem de ne pahasına... Gerçek manada yardım etmek isteyen pek çok vatandaşın duygularını sömürerek, onların milyonlarca, hatta milyarlarca liralık iane parasını Ahbap Derneği çatısı altında hukuk dışı yollardan, ahbap-çavuş ilişkilerine kaydırmış olduğu savcılık tahkikatında iddia ediliyor. Demek ahbap-çavuş ilişkileri yardım maskesi altında bu şekilde seyrediyor...

2023 Şubat'ında ülkemizi korkunç şekilde vuran afet dolayısıyla ortaya çıkıp, vatandaşlardan çok büyük miktarlarda para toplayan ve bunlarla felaketzedelerin derdine derman olduklarını iddia eden Ahbap Derneği ve onunla eklemlenmiş başka yapılar, toplumun merhamet duygularını fena hâlde istismar edebildiler...