Ara ara gündeme getiriyorlardı. Yandaş gazetelerinde, hilafetin işlevini yerine getirebilecek bir oluşumun şemsiyesi altında birleşmek gerektiğini yazıyorlardı. Sosyal medyada sık sık ortaya çıkan imam Halil Konakcı, cami cami dolaşıyor, hilafet çağrısı yapıyor, "Biz o makamı istiyoruz" diye bağırıyordu. Yazar Abdurrahman Dilipak, "Recep Tayyip Erdoğan halife olacak. Dünyadaki bütün Müslüman milletine bir müşavir atayacak. Saray'daki 1150 oda bunlara ayrılacak" diyordu. Saray'a danışman yapılan emekli general Adnan Tanrıverdi; başkenti İstanbul, dili Arapça, hukuku şeriat olacak bir konfederasyon öneriyordu.
Kendisini tarikat şeyhi diye tanıtan ve 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismardan ağır hapis cezası alan Eyüp Fatih Şağban, "Türkiye Cumhuriyeti son buldu, ikinci Osmanlı kuruluyor, onun da başı Tayyip Bey birinci padişahımız olarak gözüküyor" öngörüsünde bulunuyordu.
Dahası, veliaht Bilal Erdoğan'ın yöneticisi olduğu TÜGVA mitinglerinde hilafet çağrıları yapılıyordu.
Şimdi yeni bir aşamaya geçtiler: Şeriata karşı çıkanlara soruşturma açıyor, kentlerin merkezlerine şeriat isteyen pankartlar asıyor, bu yöndeki çağrıları yoğunlaştırıyorlar.
Anayasadaki laiklik ilkesini uygulamada hiçe sayarak, yokmuş gibi davranarak din ve dini örgütlenmeleri devletin üstünde ve onu yönlendiren bir kurum gibi algılatma çabası açık açık su yüzüne çıktı.
Tüm bunların üzerine muhalefeti susturma çabalarını ve tüm devlet erklerinin tek elde toplanmasını da eklerseniz, demokrasinin askıya alınarak teokrasiye yönelme eğiliminin giderek yükseldiği seziliyor.
Yüzyıllar boyunca, halkın gözünde "yüce, tartışılmaz, dokunulmaz" sayılabilmek için egemenliklerine bir ilahi içerik vermek isteyenler, gerek kendilerinin gerekse akrabaları ve yakınlarının iktidarlarını kalıcı kılmak isteyenler hep çıkmıştır.
Bugün benzer bir zorlama karşısındayız.
Ulusal egemenliği ve demokrasiyi içselleştirmiş bir halk bunun ayrımında olacak ve teokrasiye izin vermeyecektir.
SEMECE BAKANLAR
4