Eskiden ayıp bir soru olabilirdi...
Yapay zekâ çağında normalin de normali belki.
Okumaktan uzaklaştığımız, yüzeysel şeylere merak saldığımız, az kelimeyle konuştuğumuz, iyi edebiyatı rafa kaldırdığımız bu günlerde sevgili Yekta Kopan, şahane bir kitap yazmış.
Kendi okurluk hikâyesi üzerinden 'okur olma' deneyimini anlatan, ancak yapay zekâ çağında bu konuda birlikte düşünmeye çağıran bir kitap.
Okumanın ne işe yaradığını değil, nasıl değiştiğini, neye dönüştüğünü, nasıl dönüştürüldüğünü konuşmak isteyen bir yazarın eseri bu.
Çıkış noktasını kendi satırlarından öğrenelim: "Lisede bir edebiyat söyleşisi. Önce son kitabım hakkında konuşuyoruz. Arada eski kitaplarımla ilgili sorular da gelmesi hoşuma gidiyor. Demek ki etkinlik nedeniyle mecburiyetten okuyanlar ya da okumuş gibi yapanlarla sınırlı değil salon. Romanlardan, öykülerden söz açılıyor. Soru-cevap bölümüne geçtiğimizde, afacan bakışlı bir delikanlı coşku balonumu kısacık sorusuyla patlatmayı başarıyor: Hiç kitap okumasak ne olur Bu çok basit soru beni terletiyor. Öğretmenlerinin afacan gence yönelttiği 'bizi rezil ettin' bakışları arasında, salondaki bütün gençleri okumaya davet eden 'ortalama' bir cevap veriyorum. Ezberden konuşuyorum. Sorunun kötü niyetle gelmediği belli. Bu samimiyet daha da zorluyor beni. Verdiğim cevaptan hiç memnun kalmadan iniyorum sahneden."
Yekta Kopan, o gün eve geliyor, kütüphanesindeki kitaplara uzun uzun bakıyor.
Kimileri birkaç kez okuduğu, kimileri kahramanlarını dostu bellediği, bazılarının olay örgülerini hatırladığı, bazılarının ne anlattığını unuttuğu, zamanı gelmediğini düşündüğü için beklettiği, okurken cildini kırıp parçaladığı, yarısından sonrasına gönül indirmediği kitaplar...
Sonra yüksek sesle şunu soruyor kendine: Okudum da ne oldu
Kopan, tüm kitap boyunca bunun cevabına dair o kadar güzel şeyler söylüyor ki, bir an duruyorum ve kendime aynı soruyu soruyorum: Okudum da ne oldu

8