Bir yandan hemen her gün topraklarımızda yeni keşifler bulunurken diğer yandan Kültür ve Turizm Bakanlığı ülkemize yurtdışından iadesi sağlanan ürünlerle ilgili açıklamalarda bulunuyor. Son 23 yılda 13 bin 283 kültür varlığının Türkiye'ye iadesi sağlandı. Bu konudaki çabalar gerçekten takdire şayan. Taşı toprağı altın ülkemizin tarihi güzelliklerini ve kültür hazinelerini anlatan filmler neden yapılmıyor diye düşünürken Efes'in Sırrı imdadımıza yetişti. Senaryosunu Zeynep Çiçekoğlu Süner'in kaleme aldığı, hikayesi Kamuran Süner'e ait olan, yönetmen koltuğunda Gökhan Tiryaki'nin oturduğu film içine kapanık bir çocuk olan Tuna'nın, gizemli bir şekilde yeniden çocukluklarına dönen bir grup arkeologla yolunun kesişmesiyle atıldığı macerayı anlatıyor.
Tuna'nın okuldaki arkadaşlarından gördüğü psikolojik şiddet vesilesiyle akran zorbalığına da dikkat çekilen filmde ailenin babası Korkut karakterini Onur Buldu, anne Hafize'yi Ecem Erkek, arkeolog Tufan'ı Erdem Yener canlandırırken, Sarp Apak da sürprizli Veysel karakterine hayat veriyor. Tarık Pabuççuoğlu ve Oya Başar gibi usta isimleri Mert Ege Ak, Leyla Kırşan, Nazlı Yağcı, Emir Berke Zincidi, Gamze Karta, Ebrar Demirbilek gibi genç nesil oyuncularla birleştiren filmin konusu şöyle: Efes'teki bir kazı sırasında ortaya çıkan gizemli harita ve sihirli bir mağara, yetişkin arkeologları Tuna (Mert Ege Ak) ve okul arkadaşı Damla (Lina Çetinkaya) ile aynı yaşa indirir. Tuna'nın, kendisine zorbalık yapan Anıl'dan (Ayaz Gülşen) kurtulmak için bu 'yeni arkadaşlara' ihtiyaç duyması ve ajanların haritanın peşine düşmesi ise ekibi hızla birbirine yaklaştırır. Tuna, Damla ve artık çocuk haline dönen arkeologlar, bir yandan büyümenin sırrını çözmeye ve ajanlardan kaçmaya diğer yandan Efes'in kadim gizemini açığa çıkarmaya çalışırken sıcak, sürükleyici ve bol kahkahalı bir dostluk yolculuğuna adım atıyor. Çocukluk haline dönen arkeologların Tuna'nın ailesiyle olan diyalogları ise filmin en komik sahnelerinden. Babaanne rolündeki Oya Başar'ın sosyal medya bağımlısı torunu Asel (Nazlı Yağcı) ile olan sahneleri de kuşak çatışmasını eğlenceli şekilde ele alıyor.
TÜM GÜZELLİĞİYLE EFES
Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz diyen Heraklitos'un gençlik pınarını bulmasıyla başlayan film, asıl gücünü fantastik öğelerden değil; bu öğelerin Efes'in tarihsel dokusuyla kurduğu ilişkiden alıyor. Antik kent, sadece bir arka plan değil; hikâyeyi yönlendiren, merak uyandıran ve karakterleri sınayan canlı bir mekân olarak karşımıza çıkıyor. Dron çekimleriyle sunulan Efes manzaraları, seyirciyi bir sinema salonundan çıkarıp antik taşların arasına bırakıyor. Artemis Tapınağı'nın hayali, Celsus Kütüphanesi'nin görkemi ve kazı alanlarının gizemi, özellikle genç izleyicide "oraya gitme" isteği uyandıracak ölçüde etkileyici. Bu yönüyle Efes'in Sırrı, sinemanın kültürel mirasla kurabileceği bağlardan birini yani, merak ettirerek öğretmeyi odağına alıyor. Özellikle Gece Müzeciliği ile birlikte Efes'in ziyaretçi sayısında büyük artış olmuştu. İki buçuk milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlayan Efes'in bu özelliğine de ayrıca dikkat çekiliyor. Yapımcılığını Poll Films by Polat Yağcı'nın üstlendiği Efes'in Sırrı, Kültür Bakanlığı'nın son yıllarda yürüttüğü arkeolojik çalışmalar ve tarihi eserlerin yeniden gün yüzüne çıkarılması konusundaki çabalarına da dolaylı bir selam gönderiyor. Film, didaktik olmadan, bir maceranın içine yedirilmiş şekilde "bu toprakların hikâyesini anlatıyor. Çocuklarda tarih bilinci oluşturma hedefi, tam da bu yüzden karşılığını buluyor. Sonuç olarak Efes'in Sırrı, Efes Antik Kenti'ni sadece gösteren değil, taşların arasından çıkan gizemle, çocukluğun saf merakını buluşturan bir film. Başta da söylediğim gibi bu tür filmler umarım çoğalır. Hikâyenin sürprizini kaçırmak istemem ama bir Göbeklitepe macerası da bu ekibe yakışır.

11