Katıldığı festivallerden aldığı 16 ödülle dikkat çeken Tavşan İmparatorluğu, nihayet seyirciyle buluştu. Türkiye, Meksika, Hırvatistan ve Lübnan ortak yapımı olan film, yönetmen Seyfettin Tokmak'ın ikinci uzun metrajı. Başrollerinde Alpay Kaya, Sermet Yeşil, Kubilay Tunçer, Perla Palamutçuoğulları ve Emrullah Çakay'ın yer aldığı film, yetişkin dünyasının acımasız kurallarına karşı çocukça bir cesaretle direnen Musa'nın hikâyesini anlatıyor. Musa, annesini kaybetmiş ve babasıyla yaşayan bir çocuk. Sağlam çocukları sakatmış gibi çalıştıran Muzaffer'in (Kubilay Tunçer) kurbanlarından biri. Babası Beko (Sermet Yeşil) ve Muzaffer'den zorbalık ve şiddet gören, içine kapanık Musa'nın bir şekilde onlardan intikam alma çabasını izliyoruz film boyunca. Bu noktada filmde tazılar ve tavşanlar da önemli bir rol üstleniyor. Tazılar tavşanları yakalamak için yarıştırılırken, Musa bir bakıma tavşanları kurtaran kişi oluyor. Bu acımasız oyunun düzenini bozarak sisteme çomak sokuyor. Annesinin kaybıyla sarsılan Musa'nın babasına duyduğu öfke ile babasının ekonomik zorluklar nedeniyle oğlunu ittiği tuzaklar, filmin dramatik omurgasını oluşturuyor. Başroldeki Alpay Kaya ise Kars'ta yüzlerce çocuk arasından seçilmiş.
İlk filmi Kırık Midyeler'de de çocuklarla çalışan pandemi öncesinde Ümraniye Cezaevi'nde çocuklara gönüllü sinema öğretmenliği yapan yönetmen Tokmak, oyuncu seçimini şöyle anlatıyor: "Anadolu'da gezmediğim köy okulu kalmadı. Kars'ın Darboğaz köyünden gelen bir fotoğrafla buldum Alpay'ı. İçine kapanık olması benim için şanstı. Musa karakteri gibi hayvan sevgisi yüksek, kıvrak zekâlı bir çocuk." Kars'ta çobanlık yaparken kendini kamera karşısında bulan Alpay Kaya, mesleğinin avantajını filmde de gösteriyor. Canlandırdığı Musa karakteri, özellikle tazılar ve tavşanlar başta olmak üzere hayvanlarla güçlü bir iletişim kuruyor. Yönetmen Tokmak da Alpay'ın bu özelliğini avantaja çevirmiş. Alpay'ın gerçek hayat hikâyesi de en az film kadar dikkat çekici. Yazları çobanlık yapan, kışları okula giden taşradan bir çocuğun aklına oyunculuk yapmak ne kadar gelirse, onun da o kadar geliyor. Hayalini bile kurmadığı bir sektörde kendini kamera karşısında bulmak, onun için adeta bir mucize. Zorlandığını itiraf ettiği bazı anlar olsa da genel olarak karakterin altından kalkmış ve filmin yükünü taşıyabilmiş. Tazıların, tavşanların, çocukların ve yetişkinlerin bir arada bulunduğu bir çember kurmaya çalışan Tokmak, mekânsız ve zamansız bir film yapma arzusunda da büyük ölçüde başarılı olmuş. Usta müzisyen Erkan Oğur'un zamanı adeta durduran müzikleri, Meksikalı görüntü yönetmeninin ışık kullanımı ve Hırvat kurgucunun ritmiyle birleşince ortaya uluslararası dokunuşları güçlü bir film çıkmış.
GÜNEŞE SARINMIŞ KADIN
Güzel oyuncu Amanda Seyfried'i en son Sydney Sweeney ile başrolünde yer aldığı ve takıntılı bir kadını oynadığı Hizmetçi filmiyle izlemiştik. 42 yaşındaki oyuncu yeni filminde bu kez dini bir lider olarak seyirci karşısına geçti. Gerçek olaylara dayanan müzikal Ann Lee Efsanesi adlı filmde Seyfried, dini lider Ann Lee karakterine hayat veriyor. Bahsi geçen kadın 1736'da İngiltere'de doğan, 1774 yılında küçük bir takipçi grubuyla birlikte New York'a göç edip kurucusu olduğu Şaker hareketiyle Amerikan tarihinin en büyük ütopik toplumlarından birinin lideri olma vasfıyla kadın mesih olarak ünlenen bir kadın Ann Lee. 8 çocuklu bir ailenin en büyük ikinci çocuğu. Çocukluğu ilahilerle geçiyor ve annesiyle babasının yakınlaşmasına şahit olması onda travma yaratıyor. Babasından şiddet görüyor. Dört kez çocuk sahibi oluyor ancak tüm bebekleri bir yaşına gelmeden ölüyor. Bunu kendine mesaj olarak gören Ann Lee, kadınla erkeğin bedensel şehvetini önleyen, bekarlık inancını savunan ve zinayı yasaklayan bir anlayışla kendi yolunu çizmeye çalışıyor. Bu süreçte kocasından ayrılsa da zamanla etrafı kendisi gibi düşünenler tarafından genişliyor. Başka bir deyişle dans ve ritmik hareketlerle ayin yapan, Allah'ın mesajlarını yaymaya çalışan bir topluluğun ruhani lideri olarak saygı görüyor. 18. Yüzyıl atmosferini başarıyla yansıtan ve anlatıcı ile ilerleyen filmi 70 mm lensle çeken yönetmen Mona Fastvold, özellikle ayin sahnelerinde tercih ettiği dairesel kamera açılarıyla izleyiciyi o manevi atmosferin kalbine sokuyor. Hipnotize edici bu destansı masaldaki performansıyla Seyfired'ın performansı ise öne çıkıyor. Hatta yurtdışındaki çoğu izleyici güzel oyuncunun en azından Oscar'a aday gösterilmesi gerektiğini ve hakkının yendiğini savunuyor. Mateforik anlatımın sıkça kullanıldığı, zaman zaman düşen temposu ve iki saati aşkın süresine rağmen, etkileyici bir film Ann Lee Efsanesi...

4