Sensiz cennet bile sürgün sayılır

Yakın zamanda kaybettiğimiz Türk sanat müziğimizin yapı taşlarından merhum sanatçı Muazzez Abacı'nın kendisini milyonlara tanıtan şarkısı Vurgun'da şöyle bir söz geçer: "Seninle cehennem ödüldür bana, Sensiz cennet bile sürgün sayılır". Sözleri Cemal Safi'ye ait olan şarkıdaki bu sözler, Sonsuza Dek isimli filmi izlerken aklıma geldi. David Freyne'in yönettiği ve Elizabeth Olsen, Miles Teller ile Callum Turner'ın başrollerini paylaştığı "film konusu itibariyle tam da Abacı'nın "Vurgun" şarkısında yer alan bu dizenin karşılığı gibi...

Şöyle ki, öldükten sonraki yaşama odaklanan filmde Joan (E. Olsen) sonsuzluğa giden yolda bir tercih yapmak zorundadır. Ya 67 yıllık kocası ve çocuklarının babası Larry'iyi (M. Teller) seçecektir ya da savaşta kaybettiği ilk aşkı ve ilk kocası Luke'u (C. Turner). Uzun süredir birlikte olduğu partnerine sadık kalmalı mı yoksa zamansız bir ölümle yarıda kesilen ilk aşkına devam mı etmeli' sorusunun cevabını arayan Joan, kendini derin bir iç çatışmanın ortasında bulur. Joan'ın zorlu seçimi, hayatın en zorlu aşk sorularını ölümden sonra bile çözemediğimizi gösteriyor. Bu seçim, sadece iki adam arasında değil, aynı zamanda iki farklı yaşam felsefesi arasında bir seçimdir ve her iki yol da "sonsuzluk" vaat etse de, birinden yoksun kalmak, diğerini "sürgün" haline getirme potansiyeli taşır. Savaşta kaybettiği ilk kocasıyla yaşayamadığı hayat, bir 'keşke' ve 'ne olurdu' sorusu olarak hep aklında kalsa da aslında gönlü 67 yılı beraber geçirdiği Larry'dedir.

İki erkek arasında kalan kadın modelini ölümden sonraya taşıyan filmde Joan'un yaptığı tercih onu kelimenin tam anlamıyla cennet ortamına götürür. Ancak kısa zamanda bu büyülü ortama ait olmadığını anlar. Çünkü yanında derin bir bağlılık kurduğu ortak bir tarih inşa ettiği kocası Larry yoktur. Luke ile cennette bile olsa O, çocuklarının babası Joan'un yanında olması gerektiğini fark eder. Dolayısıyla kalbi ve mantığı arasında kalan Joan, cennetten çıkma pahasına, sevdiğine koşar. İşte Abacı'ya selam gönderen bu durum neticesinde, kadının aşkın en saf hâli (Luke) ile en bağlı hâli (Larry) arasındaki çarpışması izleyiciye kendi hayatındaki önemli seçimleri ve aşkın gerçek anlamını sorgulatıyor. Öte yandan öldükten sonraki yaşam ve öbür dünyanın tasviri biraz klişe olsa da, insana kendisini iyi hissettiriyor.


Sıkışmış bir adamın sessiz çığlığı
Usta senarist ve yönetmen Tayfun Pirselimoğlu'nun yeni filmi İdea vizyondaki yerini aldı. Hiçbiryerde, Rıza, Pus, Saç, Ben O Değilim, Kerr gibi ödüllü filmleriyle tanınan Pirselimoğlu, yapımcılığını Vildan Erşen'in gerçekleştirdiği yeni filminde izleyiciyi Şehirden uzak, ıssız bir villada bekçilik yapan Kemal'in otobüste bulduğu İdea kitabıyla değişen hayatına ortak ediyor. Tarhan Karagöz'ün canlandırdığı Kemal, sadece birkaç sayfasını karıştırmış olduğu kitap yüzünden açıklanmayan bir suçla suçlanır ve gizli bir örgütün lideri sanılarak tutuklanır.

Bir anda kimliği elinden alınan Kemal nasıl ve neden hedef haline geldiğini bilmeden, akıl dışı bir kâbusun içine düşer. Kemal'in, hiçbir şey anlamadığı halde suçlanan, sorgulanan ve sonunda varlığı bile tartışmalı hâle gelen bir figüre dönüşmesi, filmi Kafkaesk atmosferin merkezine yerleştiriyor...

Pirselimoğlu bu karakter üzerinden izleyiciyi ilk sahnesinden itibaren huzursuz eden, özenle örülmüş karanlık bir evrenin içine çekmeyi başarıyor. Ercan Kesal'ın sakin ama ürkütücü otoritesi, Nalan Kuruçim'in mesafeli sertliği, Tansu Biçer'in sürekli bir şeyleri gizliyormuş hissi veren performansı filmin tekinsiz ruhuna hizmet ediyor. Hem mizahi hem de eleştirel acı bir tonda ilerleyen filmde, iradesi dışında bir kimliğe mahkûm edilen adamın dramını izledikçe o adam için bir şeyler yapma isteği duyuyorsunuz ama belirlenen sistemin dışına çıkamamak eşini kolunu bağlıyor insanın. Kemal'in absürd kaderi üzerinden kimlik, aidiyet, adalet ve toplumsal paranoya meselelerine bakan film gerçeği sorgulatıyor.