Normal bir kasabada anormal işler

Hollywood'un son yıllarda formüllerden beslenen aksiyon sineması, janrları birbirine kırdırarak taze soluklar aramaya devam ediyor. Keanu Reeves'in başrolünde olduğu John Wick külliyatıyla modern aksiyonun koreografik ve mitolojik sınırlarını yeniden çizen senarist Derek Kolstad ile Önemsiz Biri filminde bir banliyö babasından ölüm makinesi yaratarak rüştünü ispatlayan Bob Odenkirk ortaklığı, bu kez direksiyonu neo-western sularına kırıyor. Yönetmen koltuğunda ise ana akım sinemanın kalıplarına meydan okuyan, Ölüm Listesi ve Yüksek Bina gibi filmlerle tekinsiz atmosfer kurma ustası olduğunu kanıtlayan Ben Wheatley var. Bu ekip, ironik bir isme sahip olan Normal filminde karşımıza çıkıyor.

Geçmişteki mesleki travmalarını ve çalkantılı evliliğini arkasında bırakıp "temiz bir sayfa" açmak isteyen eski bir kolluk kuvveti olan. Odenkirk'ün canlandırdığı Ulysses, Ortabatı'nın o uçsuz bucaksız, sessiz ve monoton kasabası Normal'e şerif olarak sığındığında, aslında bir inzivaya çekildiğini düşünüyor.
Ancak western türünün kadim kuralıdır; bir kasaba ne kadar sakin ve adıyla müsemmaysa, o kadar büyük bir çürümenin üzerini örtüyordur. Başarısız bir banka soygunuyla fitili ateşlenen olaylar zinciri, Ulysses'i kasabanın derinliklerine gömülmüş karanlık bir sırla yüzleştiriyor. Bu yönüyle film, klasik bir 'suçluyu yakalama' hikayesinden ziyade, adının aksine her köşesinde tehlike barındıran bir kasabanın anormalliğini keşfetme ve bir adamın içsel cehennemine geri dönme anlatısına dönüşüyor.

RAHATSIZ EDİCİ TAŞRA SAKINLIĞI
Normal'i sıradan bir taşra aksiyonu olmaktan çıkaran en önemli unsur, Wheatley'nin rejisi. Wheatley, Ortabatı'nın o tanıdık, sarı ve tozlu estetiğini tekinsiz bir klostrofobiyle birleştiriyor. Geniş açılarla kasabanın yalnızlığını vurgularken, aksiyon sekanslarında Kolstad'ın o çiğ ve dinamik tarzını kendi tarzıyla harmanlıyor. Filmde şiddet, estetik bir danstan ziyade, her darbenin hissedildiği, kirli ve kaçınılmaz bir yıkım olarak sunuluyor. Kasabanın tekinsiz atmosferi, seyirciye her an her şeyin altüst olabileceği hissini başarıyla geçiriyor.
Better Call Saul ile dramatik yeteneğinin zirvesine çıkan, Önemsiz Biri ile aksiyon sinemasına yakışan o hırpalanmış ama yıkılmamış adam personasını mükemmelleştiren Bob Odenkirk, Ulysses rolünde adeta devleşiyor. Odenkirk'ün en büyük gücü, karakterinin kırılganlığını ve yorgunluğunu gözlerinde taşıyabilmesi. Tabi ki Ulysses, yenilmez bir süper kahraman değil; her yumrukta canı yanan, geçmişinin hayaletleriyle boğuşan, adalet duygusundan ziyade hayatta kalma güdüsüyle hareket eden bir anti-kahraman. Odenkirk'ün performansı, filmin duygusal çapasını oluşturuyor ve seyirciyi onun bu klostrofobik dünyadaki mücadelesine ortak ediyor.
İzleyiciye sadece intikam hikayesi değil, modern taşra kültürünün altındaki çürümüşlüğe dair de etkileyici bir seyirlik sunan film, ismiyle muamma, senaryo anlamında klişelere sığınsa da sinematografik açıdan janrın meraklılarını tatmin edecek bir yapım.


VİZYONDA ÖNE ÇIKANLAR


Robin Hood'u nasıl bilirsiniz Zenginden alıp fakire veren yüce gönüllü bir kanun kaçağı mı Onun hakkında tüm bildiklerinizi unutturacak ya da değiştirecek bir film var vizyonda. Hugh Jackman ve Jodie Comer'ın başrollerinde yer aldığı Robin Hood'un Ölümü efsanevi karakterin hayatının son dönemine odaklanan bir hikaye sunuyor. Yıllar boyunca adaleti sağlamak için mücadele eden Robin Hood, geçmişinin yüküyle ve eski düşmanlarıyla son bir hesaplaşmanın eşiğine geliyor. Verdiği mücadeleler, kaybettiği dostları ve yıllar boyunca taşıdığı sorumluluklar onu hem bedenen hem de ruhen yormuştur. Eski günlerinin geçtiği ormana geri dönen Robin, burada yalnızca anılarıyla değil, geçmişten gelen düşmanları ve yarım kalmış hesaplarıyla da karşı karşıya kalıyor. Ancak film beklediğimden de kanlı ve karanlık.