Devlet Tiyatroları yeni sezonu iddialı oyunlarla açtı. Ben de İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun sezon açılışında Bilgesu Erenus'un 'Misafir'ini izledim. Geçtiğimiz ağustosta aramızdan ayrılan Erenus'un 1980'lerin başında kaleme aldığı oyun; daha önce Ankara Sanat Tiyatrosu, Konya ve İzmir Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenmiş, 1989'da ise 1. İstanbul Tiyatro Festivali'nde Işıl Kasapoğlu tarafından yorumlanmıştı. Şimdi Abdül Süsler'in rejisiyle yeniden seyirci karşısında. Açık söyleyeyim; beni kelimenin tam anlamıyla darmadağın etti. Daha ilk andan Ahi geleneğinin ortasındayız. Keçe, kumaş, usta-çırak ilişkisi, dayanışma, bağlama...
Derken hikâye Almanya'ya uzanıyor. 1960'larda daha iyi bir hayat umuduyla gurbete giden Musa'nın hikâyesi üzerinden yalnızca göçü değil; aidiyetsizliği, köksüzlüğü, yurtsuzluğu ve insanın kendi memleketinde bile yabancılaşmasını anlatıyor. Musa, Almanya'da çalışıyor, didiniyor, ırkçılıkla ve ağır hayat şartlarıyla mücadele ediyor. Parmağını ve oğlunu kaybediyor. Fakat köydekilerin gördüğü Musa bambaşka. Almanya'da yaşayan, parası olan, 'fiyakalı' bir hayat süren gurbetçi...
8 yıl sonra dönebildiği ilk tatilinde ise yolunacak kaz gibi görüyorlar Musa'yı. Zira Musa yıllar sonra köyüne döndüğünde ise bu kez başka bir gerçekle karşılaşıyor. Artık o da köylülerine göre bir yabancı. Hatta bir 'misafir'. Eşiyle dalga geçiliyor, taklitleri yapılıyor. Musa ve ailesinin yaşadıkları bir eğlence malzemesine dönüştürülüyor. Ve Musa bir noktada artık susmuyor. "Gelin anlatayım size" diyor. İşte o anda oyun, oyun içinde oyuna dönüşüyor.
SEFA TANTOĞLU'NA ALKIŞ
Bu noktada Sefa Tantoğlu'nun Musa performansının altını özellikle çizmek gerekiyor. Karakteri öylesine sahici, öylesine içten oynuyor ki, bazı anlarda gerçekten nutkum tutuldu. Rolüne çok iyi hazırlandığı, Musa'yı yalnızca oynamadığı, karakteri özümsediği çok belli. Sahneye girdiği andan oyunun sonuna kadar bütün dinamiği elinde tutuyor. Bir anlamda takım kaptanı gibi oyunu sürüklüyor. Ama hakkını teslim etmek gerekir; diğer oyuncular da ona çok iyi eşlik ediyor. Burada hepsinin ismini anmak isterim, Hüseyin Baylan, Nevzat Cengiz, Selim Tezin, Gökhan Efe Şenyapar, Şener Emre Avşar, Tunca Soysal, Sertaç Korkmaz, Kağan Karakaş, Nesimi Güven... Özellikle çoğunlukla kadın kılığına giren Selim Tezin, oyunun komedi yükünü sırtlanıyor. Seyirciyi kahkahaya boğan anların önemli bir bölümünde onun imzası var. Fakat 'Misafir'in başarısı, tam da bu kahkahaların ardından bizi hiç beklemediğimiz bir duygusal yere bırakabilmesinde yatıyor. Abdül Süsler'in rejisi de burada önemli bir rol oynuyor. Dinamik, oyunculara alan açan ve tempoyu diri tutan bir reji var karşımızda. 80 dakikalık oyun boyunca bir an bile boşluk hissi oluşmuyor. Her sahne bir sonrakine akıyor, her kahkaha başka bir yaraya bağlanıyor. Ve sonunda insan ister istemez şu soruyu soruyor: İnsan nereye ait Doğduğu yere mi, yaşadığı yere mi, köklerinin olduğu yere mi Erenus, 'Misafir'i şu sözlerle tanımlıyor: "Hiç pabucunuza mum dikildi mi Yakın, uzak çevrenizce istenmeyip, dışlandığınızı duyumsadınız mı hiç 'Misafir' üst üste istenmeyişlerin, dışlanmanın oyunudur." Ali Akaçça'nın müzikleriyle de güçlenen 'Misafir', bu sezon izlenmesi gereken oyunlardan. Öte yandan DT'nin yenilenen internet sitesi de çok işlevsel olmuş. Tüm sezon programını kolaylıkla takip edebilirsiniz.
İŞ SANAT 27. SANAT SEZONUNU AÇIYOR
İstanbul'un kültür- sanat takvimi sonbaharla birlikte yeniden hareketlenirken İş Sanat da 27. sezonunun kapılarını açmaya hazırlanıyor. Açıkçası programı görünce, bu sezonun yalnızca yıldız isimleri bir araya getirmekle kalmayıp farklı müzik dünyaları arasında güzel köprüler kurduğunu düşünüyorum. 5 Kasım'da keman virtüözü Viktoria Mullova'nın, Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile vereceği konserle başlayacak sezon; klasik müzikten caza, flamenkodan dünya müziğine uzanıyor.

2