İlişkilerin başlangıcında herkes birbirinin en güzel tarafını görür. Birlikte yapılacak planlar, gidilecek şehirler hayaller vardır. Sonra hayat başlar. Faturalar, sorumluluklar, kariyer planları, alışkanlıklar, küçük hesaplaşmalar girer araya. Bir zamanlar hayran olduğunuz özellikler bile bir süre sonra tahammül edemediğiniz davranışlara dönüşebilir. İnsan bazen karşısındaki kişiyi kaybettiğini, onu hâlâ yanı başında sanırken fark eder. Sanırım en kötüsü de budur. Yan yan omuz omuzasındır ama aradaki mesafe o kadar çoktur ki ulaşamazsın. Bakarsın görmezsin. O çok sevdiğin adam gitmiş yerine tanımadığın yabancı biri gelmiştir. Çoğu kadın yaşamıştır eminim bu duyguyu... Ya bunu düzeltmek için yeni başlangıçlar yapmak gerekir ya da en başta sevdiğin o her şeyiyle âşık olduğun kişiyi değiştirmek... İkisi de çok zor. Charlie ile Harper da öyle bir çift. Harper ne istediğini bilen, hayatına yön vermeye çalışan bir kadın. Şef olma hayalinin peşinde giden, iyi bir restoranda çalışmaya başlayan gelecek vaadeden bir kız. Charlie ise onun tam karşısında duruyor. Hayatını bir türlü düzene sokamayan, sorumluluklardan kaçan, amaçsız, savsak ve biraz da büyümeyi reddeden bir adam.
Harper, Charlie'nin iyi bir işe sahip olmasını, geleceğini düşünmesini ve ilişkilerini ciddiye almasını istiyor. Onun için iyi bir gelecek hayal ediyor. Fakat bir noktadan sonra iyi niyetle başlayan bu çaba, Charlie'nin hayatına müdahaleye dönüşüyor. Harper farkında olmadan sevgilisini olduğu haliyle kabul etmek yerine, olmasını istediği adama dönüştürmeye çalışıyor. Charlie ise zaten kendi hayatının sorumluluğunu almakta zorlanırken bir de ilişkinin sorumluluğunu taşıyamıyor. Alkol problemi de bu dağınıklığı daha görünür hale getiriyor. Harper, ciddiye alınmak, birlikte bir gelecek kurmak, hayal ettiği hayatı yaşayabilmek istiyor ama Charlie onun hızına yetişemiyor. Dolayısıyla biri geleceğe kariyerinde yüksek basamaklar son sürat ilerlerken diğeri yerinde sayıyor ve değişmeye de niyeti yok. Tek kürekle ne kadar yol alınabilir ki. İlerleyebilmek için iki tarafın da çalışması gerekir. Burada Harper tek başına mücadele ediyor. Kariyerini düzene sokmaya çalışırken hiç büyümeye niyeti olmayan sevdiği adama ebeveynlik yapıyor adeta...
Bazen bıkıp küsüp yeni maceralar peşinde koşmaya, Charlie'yi geride bırakmaya karar veriyor. Yeni arkadaşlıklar deniyor ama başaramıyor, suçluluk hissediyor unutamıyor Charlie'yi. Aradan 5 yıl geçiyor. Ayrı yollara savrulan çiftimiz yeniden buluşuyor. Geçmişten dersler alan Charlie'nin kendine çeki düzen verdiğini görüyoruz ve hikaye bu kez bozulmamak üzere yeniden yazılıyor...
Yönetmenliğini Tom Dean ve Mac Eldridge'in üstlendiği Charlie & Harper: Her Şeye Rağmen isimli film bu ilişki problemini çok güzel masaya yatırıyor, etrafımızda gördüğümüz şahit olduğumu çiftlere ayna tutuyor. Dünya prömiyerini 2025 Toronto Uluslararası Film Festivali'nde gerçekleştiren filmde Harper'ı Emilia Jones, Charlie'yi ise Nick Robinson canlandırıyor. Emilia Jones'u özellikle CODA filmindeki Oscar ödüllü performansıyla hatırlayabiliriz. Nick Robinson ise Love, Simon başta olmak üzere gençlik ve ilişki dramalarındaki rolleriyle tanınıyor.
İki oyuncunun kimyası perdeye çok iyi yansıyor. Filmin hikayesi zaman zaman klişeye kaysa da, romantik komedi sevenleri tatmin edecek özelliklere sahip. Filmi izlerken zamana zaman kendi ilişkinizi de gözden geçirmeden edemiyorsunuz. O sebeple karakterlerle yakınlık kurmanız normal. Özellikle Harper ile empati yapıp ona içinizden tavsiyeler verirken bulabilirsiniz kendinizi.

8