Batman'dan Venedik'e açılan sanat kapısı

Venedik'te açılan sanat merkezi sessizliğin içine tarihin en derin izlerini bırakan sanatçının vizyonunu somutlaştırıyor—ama kültür ticaretinin bu parlak yüzü, erişim eşitsizliğini gizleyebilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Sanatçı Ahmet Güneştekin, Venedik'te kurduğu vakfın merkezini açarak sessizlik, hafıza ve Anadolu kültürünü bronz heykeller ve kapı sanatıyla anlatmaya çalışıyor. Yazı, sanatın kültürler arasında köprü kurma gücüne inanırken, bu uluslararası platformun kimler için gerçekten erişilebilir olduğu sorusunu yanıtlamıyor.

DÜNYANIN en önemli kültür ve sanat merkezlerinden Venedik'te büyük bir başarı hikayesine tanık olduk geçen cuma günü.

Sanatçı Ahmet Güneştekin kurduğu ve kendi adını taşıyan vakfın merkezinin açılışını yaptı 'Sessizlik' sergisiyle. İtalyan medyasının da büyük ilgi gösterdiği merkezin açılışına Türkiye'den de medya mensupları, koleksiyonerler ve iş dünyasından önemli isimler katıldı.

16. yüzyılda Gradenigo ailesi için inşa edilmiş bir yapı olan ve Venedik lagününün kıymetli sarayları arasında yer alan Palazzo Gradenigo, 2024 yılında Ahmet Güneştekin tarafından satın alındı. Binanın restorasyonunu ise, birçok önemli yapıda yürüttüğü projelerle tanınan mimar Alberto Torsello üstleniyor. Yıldız Holding sponsorluğunda düzenlenen 'Sessizlik' sergisi Ahmet Güneştekin'in yapının iç ve dış mekânlarına özgü bir yerleştirme olarak tasarladığı 11 büyük ölçekli bronz heykel ve 11 karışık teknik çalışmayı bir araya getiriyor.

Haberin Devamı

SESSİZLİĞİN SESİ

Küratörlüğünü Sergio Risaliti'nin üstlendiği sergi Güneştekin'in sanat yolculuğunun ve düşünce dünyasının da bir özeti aslında. Palazzo Gradenigo'daki büyük boyutlu bronz heykeller merkeze verilen emeği de görünür kılıyor. Sanatçının 'Sessizliğin Sesi Serisi'nin binanın dışına yerleştirilmiş ilk eseri 'Sessiz Zarafet' adını taşıyor. Ziyaretçilerin ilk karşılaştıkları bu heykelin modeli sanatçının kızı, Kardelen Güneştekin. Kapıdan girdiğinizde yüzünde maskesi, dudaklarına götürdüğü işaret parmaklarıyla sus işareti yapan büyük boy heykelde ise Güneştekin kendini model olarak kullanmış.

Ahmet Güneştekin sergide yer alan bronz heykelleri birer figür olarak değil, zamanın yoğunlaşmış halleri olarak düşündüğünü belirtiyor ve malzeme olarak bronzu kullanmasını da şöyle açıklıyor: "Bronz burada yalnızca bir malzeme değil; tarihin ağırlığını taşıyan bir yüzeydir. İnsanlık hikâyesinin bıraktığı izlerin zamanla katılaştığı bir madde gibi davranır."

Heykellerin ellerinde tuttukları balıklar ve kuru kafalar ise Güneştekin'in yıllardır sanat pratiğinde kullandığı ve tekrar eden imgeler. Zamanın ve insanlık deneyiminin bu iki kadim metaforu sanatçı için ne ifade ediyor: "Kuru kafa, hayatın kaçınılmaz sonunu hatırlatır; ama aynı zamanda ölümün ötesinde kalan şeyi de düşündürür. İnsanlık tarihi boyunca kuru kafa hem faniliğin hem de ölümsüzlük arzusunun sembolü olmuştur. Balık ise başka bir anlam taşır. Suya ait olan, akışın içinde yaşayan ve zamanın derinliklerinde varlığını sürdüren bir canlıdır. Birçok kültürde balık yaşamın sürekliliğini ve varoluşun gizli döngüsünü temsil eder. Bu nedenle balık figürü benim için yalnızca bir canlıyı değil, zamanın derin akışını simgeler."

Haberin Devamı


Sergide sanatçının karışık teknikle çalıştığı 11 eser ise Anadolu'nun zengin ve derin kültürünü simgeleyen kapılarından oluşuyor. Eserlerinde hafızanın izini süren Güneştekin, yüzlerce yıllık Anadolu kapılarını mitlerin, sürgünlerin, unutulmuş hikayelerin ve kırılmış zamanların tanıkları olarak eserlerine dahil ediyor. İki dünya arasında, geçmişle gelecek, içerisi ile dışarısı arasında kurulan bir köprü.