Türkoloji'den Türk jeopolitiğine

Yunus Emre Enstitüsü ile Türkiye'nin ve Azerbaycan devletinin köklü kurumlarının katılımıyla gerçekleştirilen İkinci Türkoloji Kurultayı için Bakü'ye geldik.

Yüz yıl önce İsmailiyye Sarayı'nda, Sovyetler Birliği himayesinde gerçekleşen kurultayın yüzüncü yıl dönümünde yine aynı mekânda benzer bir cemiyet gerçekleştirildi. İki gün süren kurultayın açılış konuşmalarında her iki devlet adına önemli değerlendirmeler yapıldı.

Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aliy'in üstün gayretleriyle gerçekleşen kurultaya başta Millî Eğitim Bakanlığı,Türk Dil Kurumu,Türk Tarih Kurumuve Marmara Üniversitesi olmak üzere pek çok kurumumuz katkı sağladı.

Bazı şehirler vardır; zaman geçer ama hafıza yerinde kalır.Bakükollektif ve kültürel hafızayı diri tutma kabiliyetiyle dünyanın önemli şehirleri arasında yer almaktadır. Bakü'nün bu özelliğini, bu kadim şehre her gelişimizde farklı vesilelerle olsa da aynı yoğunlukta hissederiz. Bu bakımdan "100. Yılında Bakü Türkoloji Kurultayı" Bakü'ye çok yakışan bir organizasyon oldu. Hatta rahatça denilebilir ki, mezkûr kurultay sıradan bir akademik etkinlik değil, yüz yıl arayla tarihin kendi kendisiyle konuşmasıdır.

1926'da gerçekleşmiş olan ilk kongre, Türkçe'nin alfabe başta olmak üzere dil meselelerini tartışıyor görünse de esas mesele alfabenin çok ötesindeydi. Devir, 'Çarlık Rusyası'nın yıkıldığı, Sovyet sisteminin kurulduğu, Avrasya coğrafyasının yeniden derin değişikliklerle şekillendiği bir devirdir. Bu dönemde Türk halkları için ele alınması icap eden asıl mesele harf değişimi değil, modernleşmenin istikameti ve kültürel koordinasyonuydu. Bundan dolayı Latin alfabesine geçiş yönündeki kararın, basit bir şekli dönüşümden ibaret olmadığının altını çizmeliyiz. İşte bu dönüşüm büyük oranda bu kongrede şekillendi.

İsmail Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde, işte birlik" ideali bu kurultayda somut bir zemine kavuştu. Aynı toplantıda yer alanMehmet Fuad Köprülüise meseleyi yalnızca akademik bir tartışma olarak görmedi. Köprülü'nün Türkiye'ye döndüğünde sunduğu değerlendirmeler, birkaç yıl sonra gerçekleşecek Harf Devrimi'nin entelektüel arka planını oluşturdu. Bakü'de konuşulan mesele Ankara'da karşılık buldu.

Tarih bazen planlananın ötesinde sonuçlar üretir. Sovyet yönetimi, Doğu halklarını ideolojik eksenine çekmek isterken, farkında olmadan ortak bir Türk entelektüel hafızasının oluşmasına zemin hazırladı. 1926 Kurultayı bu yönüyle hem modernleşme hamlesi hem de Türk kimliğinin oluşmasına zemin hazırladı.

Aradan yüz yıl geçti. Bu kez aynı şehirde yapılan toplantı, farklı bir jeopolitik bağlamın içinde gerçekleşti. Bugün Türk dünyası dağınık bir kültürel alan olmaktan çıkıp kurumsal bir iş birliği zeminine doğru ilerliyor.Türk Devletleri Teşkilatı, bu sürecin siyasal çerçevesini oluşturuyor. 1926'da Türk birliği hayal meyal bir beklenti iken, 2026'da kurumsal bir imkân hâline gelmiş durumda.

Burada dikkat çekici olan husus, kültür diplomasisinin artık merkezi bir rol üstlenmesidir.Yunus Emre Enstitüsü'nün bu organizasyondaki başat rolü sembolik değil stratejiktir. Çünkü entegrasyon önce zihinlerde başlar. Ortak alfabe çalışmaları, müşterek tarih yazımı ve terminoloji birliği gibi başlıklar yalnızca akademik projeler değildir; uzun vadeli siyasal ve ekonomik koordinasyonun zihinsel altyapısıdır.

Bakü'de yapılan toplantı, bir nostalji üretmiyor. Aksine, hafızayı geleceğe taşıma iradesi ortaya koyuyor. Eğer Türkoloji yalnızca geçmişi inceleyen bir disiplin olarak kabul edilirse, bu velut disiplinin sahip olduğu potansiyel son derece sınırlı kalır. Ancak Türkoloji, Türk dünyasının entelektüel entegrasyonunun itici gücüne dönüşürse, o zaman mesele bambaşka bir boyut kazanır.