Daha dün Türkiye'nin savunma sanayi devrimi bütün dünyada konuşuldu. SAHA EXPO olağanüstü derecede ses getirdi.
Bir milletin yükseliş vizyonunu ortaya koyan bu devrim ve oluşan ekosistem, daha birçok sektörü tetikleyecek. Türk savunma sanayi, çok kutuplu dünya sistemine geçilirken birçok ülkenin güvenlik mimarisi için ilham verecek.
Bu hafta ise çok daha sofistike bir konu için, sömürgeye maruz kalmış milletlerin çocuklarının bir araya geldiği önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı.
Enstitü Sosyal'in düzenlemiş olduğu uluslararası etkinlikte, dünyanın dört bir yanından özellikle sömürge tecrübesi yaşamış ülkelerin akademisyenleri ve bu alan üzerine çalışan araştırmacılar bir araya geldi. Geniş katılımlı bu organizasyonda, sömürge çağından bugüne akademide oluşan "sömürge dili" tartışmaya açıldı.
1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni Refah Partisi kazandığında, bugün AK Parti devrimleri diye ifade edilen sürecin temelleri de o yıllarda atılmıştı.
İBB'de Sayın Cumhurbaşkanımızın başarıları daha çok fiziki hizmetlerle gündem olurdu; fakat aynı dönemde büyük fikrî ve düşünsel çalışmalar da ciddi bir ivme kazanmıştı.
Cemal Reşit Rey'de yapılan uluslararası bir sempozyumda Abdülkadir es-Sufi manifesto niteliğinde bir konuşma yapmıştı. Onu müzakere eden bir akademisyenin şu cümlesi ise olağanüstü derecede etkileyiciydi:
"Bir medeniyet, meydan okuma olmadan var olamaz."
Kolonizasyon dili nedir
Kolonizasyon dili, bir toplumun düşünce biçimini, tarih anlatısını ve kimlik algısını egemen güçlerin kavramlarıyla şekillendiren dil düzenidir. Bu dil sadece sömürgecilik dönemlerinde değil; eğitimde, medyada, akademide ve kültürel üretimde de devam eder. İnsanlar zamanla kendi tarihlerini, dinlerini, kültürlerini ve hatta sorunlarını bile dışarıdan öğretilen kavramlarla açıklamaya başlar. Böylece yerli düşünce geri plana itilirken, egemen merkezin bakış açısı "evrensel gerçek" gibi sunulur.
Dekolonizasyon dili ise var olan bu düzene karşı gelişen zihinsel ve kültürel yeniden inşa sürecidir. Kendi kavramlarını, tarih okumasını ve toplumsal hafızasını yeniden üretmeye çalışan toplumlarda ortaya çıkar. Bu dil; yerli bilgiye, kendi medeniyet birikimine, halkın deneyimine ve bağımsız düşünceye dayanır. Yani mesele sadece yabancı kelimeleri değiştirmek değil, dünyayı kendi gözünden tarif edebilme iradesini ortaya koymaktır.
Salonda bulunan Afrika, Asya, Uzak Doğu, Ortadoğu ve Latin Amerika ülkelerinden gelen genç akademisyenler, İstanbul'da bu meselenin tartışılmasını çok anlamlı bulduklarını ifade ettiler.
Nun Okulları'nın kurucusu
Dr. Esra Albayrak açılış konuşmasında

7