Savaş Raporu: Olası bir savaş durumunda ülkeyi kim yönetsin

Genar Türkiye Raporu'nun bu sayısı, savaş ve savaşın etkilerine ilişkin sorulardan oluşmaktadır. Türk milleti siyaseti doğrudan yaşayan bir millettir. Sözüm ona Trabzonspor Trabzonlular için ne ifade ediyorsa bu millet için siyaset de aynı derecede hayatın içindedir.

Savaş başlamadan önce şubat ayında kamuoyuna iki kritik soru yöneltmiştik. Bunlardan biri, bölgede olası bir savaş durumunda ülkeyi kimin yönetmesi gerektiğiydi. Bu soruya katılımcıların %54'ü, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkeyi yönetmesi gerektiğini ifade etti. Genel seçimlere giderken emekliler ve ekonomik sorunlar gündemde olmaya devam etmesine rağmen, küresel riskler ve yönetim zorlukları dikkate alındığında millet yüksek bir sağduyu sergilemişti. Bu çerçevede seçmen, Cumhur İttifakı'nı Meclis'te tercih ederken, ikinci turda Sayın Cumhurbaşkanı'nı seçerek olası yönetim risklerini bertaraf etmişti.

Türk seçmeninin olası bir savaş riski karşısında Türkiye'nin Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yönetilmesini istemesi son derece doğal bir durumdur. Daha da dikkat çekici olan ise Batı'daki birçok siyasetçi ve siyaset bilimcinin de bu kritik dönemde Türkiye'nin başında Sayın Erdoğan'ın bulunmasına vurgu yapmasıdır. Bu yaklaşım sebepsiz değildir:

1. Bugüne kadar küresel ölçekte yaşanan krizlerde Sayın Cumhur-başkanı yüksek düzeyde rol almış, tarafsız ve sağduyulu bir tutum ortaya koymuştur.

2. Türkiye'nin diplomasi ve arabuluculuk alanında elde ettiği güç ve deneyim dikkat çekicidir.

3. Türkiye'nin güçlü altyapısı, savunma sanayisiyle güçlenen ordusu ve liderlik etkisiyle bu gücün küresel etkiye dönüştüğü, dost ve düşman herkes tarafından bilinmektedir.

Bu etkinin rasyonel liderlikle açıklanabileceğini düşünüyorum. Bir ülkenin ihtiyaçlarını doğru zamanda ve zeminde karşılayabilmesi, onu farkında olarak kalkınmış ve gelişmiş bir seviyeye taşır. Ulaşım, sağlık ve savunma sanayisindeki gelişmeler bu durumun en somut örnekleridir.

İsrail-ABD-İran Savaşının Türkiye'ye Etkileri:

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik olası bir müdahalesinin Türkiye'nin güvenliği üzerindeki etkilerine ilişkin verilen cevaplara baktığımızda kamuoyunda belirgin bir risk algısının öne çıktığını görüyoruz. Katılımcıların %57'si böyle bir gelişmenin Türkiye açısından tehdit oluşturacağını belirtmek-tedir. Bu durum, bölgesel bir çatışmanın sınır güvenliği, göç hareketleri ve ekonomik istikrar gibi alanlarda olumsuz sonuçlar doğurabileceğine yönelik yaygın bir kanaate işaret etmektedir.

Buna karşılık %24,4'lük bir kesim Türkiye'nin bu süreçten doğrudan etkilenmeyeceğini düşünmektedir. Ancak bu görüş çoğunluk karşısında daha sınırlı kalmaktadır. Müdahalenin Türkiye açısından olumlu sonuçlar doğurabileceğini düşünenlerin oranı ise yalnızca %5,5 ile oldukça düşük seviyededir. Katılımcıların %13,1'inin konu hakkında fikir beyan etmemesi, meselenin karmaşıklığına ve kamuoyundaki bilgi farklılıklarına işaret etmektedir. Genel tablo, toplumun büyük ölçüde bu tür bir müdahaleyi fırsattan ziyade Türkiye'nin güvenliği açısından potansiyel bir tehdit olarak değerlendirdiğini ortaya koymaktadır.

Milli Konularda Uzlaşma:

Türkiye'nin dış tehditlerle karşı karşıya olduğu dönemlerde siyasi partiler arasında milli konularda uzlaşma sağlanmasına ilişkin görüşler de dikkat çekicidir: %73,5 "evet", %6,9 "hayır", %19,6 ise "fikrim yok" şeklindedir.

Zaman zaman Türk toplumunun kutuplaştığına dair kanaatler dile getirilmektedir. Ancak bu toplumun dinamiklerini bilen biri olarak ve uzun yıllara dayanan sosyolojik araştırma tecrübesiyle ifade edilebilir ki Türkiye'de derin bir kutuplaşma yoktur. Birçok ülkede olduğu gibi siyasal ayrışma demokrasinin doğası gereği vardır. Her partinin farklı görüşlere sahip olması, özellikle iktidar ve muhalefet arasında bazı konuların sürekli tartışılması son derece doğaldır. Her parti, kendi seçmenini yönlendirecek söylem ve yöntemler geliştirir. Ancak söylemde abartıya kaçılması, özellikle muhalefet partilerinin zaman zaman başvurduğu bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Araştırma verileri, Türk toplumunun genel olarak sağduyulu bir tutum içinde olduğunu göstermektedir.