NATO, Türkiye'nin tarihsel misyonu ve etki gücü olan bölgelere ne söyleyecek

Ne zaman Batı-Türkiye ilişkilerini ele alsak, Türkiye'nin dış politikada geldiği aşamaya birkaç cümleyle de olsa atıf yapma gereği duyuyoruz.

Soğuk Savaş bitene kadar Türkiye'nin dış politika başlıkları bir elin parmaklarını geçmiyordu. Hariciye konusunda yetkinliği olmayan birisine sorsanız bile bu başlıkları tek tek sıralayabilirdi.

AK Parti iktidarının son on yılında ise diplomatik yelpaze o kadar genişledi ki hangi cepheden baksanız onlarca farklı başlık ve alt başlıkla karşılaşıyorsunuz.

Biz, imparatorluk bakiyesi bir milletiz. Dünyanın son büyük imparatorluğu olan Osmanlı'nın mirasçısı olan Türkiye›nin tarihsel hinterlandının bu kadar geniş olması son derece doğaldır.

Türkiye'de uzun yıllardır süregelen bir tartışma vardı: "Yüz yıl önce ayrıldığımız coğrafyalarla neden bu kadar mesafeliyiz" Oysa bir ülkenin sınırlarının ötesinde etkili olabilmesi için ekonomik, diplomatik, askerî ve siyasi kapasiteye sahip olması gerekir. Kırk yıl önce ne böyle bir Türkiye vardı ne de Türkiye ile güçlü ilişkiler kurabilecek bir hinterlant mevcuttu.

Varşova Paktı ile Atlantik İttifakı'nın katı güç dengesi, birkaç istisnai girişim dışında alternatif dış politika açılımlarına fırsat tanımıyordu.

Suriye iç savaşında Rusya, İran ve Türkiye yeni güç dengeleri olarak ortaya çıktı. Sürecin sonunda bölgenin en etkin aktörlerinden birinin Türkiye olduğu fiilen tescillenmiş oldu.

Önümüzdeki hafta NATO Zirvesi Ankara›da toplanacak. Bu toplantı, NATO›nun geleceğine ilişkin yürütülen yoğun tartışmaların ardından ittifakın yeni vizyonunun nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları verecek.

Son dönemde NATO hakkında şu değerlendirmeler sıkça yapılıyor:

* "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti."

* "NATO, İsrail-ABD-İran savaşına katılmadı ve taraf olmadı."

* "ABD, NATO'nun yükünü artık tek başına taşımak istemiyor."

* "ABD, Avrupa'daki askerî varlığını azaltıyor."

* "Üye ülkelerin savunma harcamalarını millî gelirlerinin yüzde 5'ine çıkarması isteniyor."

Bugün NATO etrafındaki tartışmalar daha çok Avrupa ve ABD merkezli gibi görünse de Ankara Zirvesi'nde Türkiye'nin merkezinde bulunduğu birçok başlığın da gündeme geleceğini düşünüyorum.

Irak, Suriye, Lübnan ve Ermenistan başlıkları doğrudan masada olacaktır. Türkiye'nin bölge üzerindeki nüfuzu çerçevesinde yeni değerlendirmelerin yapılması kuvvetle muhtemeldir.

Körfez ülkelerinin güvenliği bugüne kadar ABD'nin üstlendiği güvenlik mimarisi büyük ölçüde İsrail'in güvenliği ekseninde şekillendi. Bundan sonraki süreçte Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan arasında gelişebilecek olası dayanışmanın nasıl karşılanacağını ise zaman gösterecek.

Bu. Zirve İsrail'e güç katmak yerine İsrail'i sınırlandıran bir sonuç üretebilir.

Ukrayna-Rusya savaşı Avrupa'nın güvenliği açısından ağır sonuçlar doğururken, Karadeniz'in geleceği ve güvenliği de doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmektedir.