Bu çağı "telaş çağı" olarak tanımlayacak olursak, bu durum en iyi AK Parti hükümetleri üzerinden okunabilir. Çünkü o kadar büyük bir hızla icraat ve iş üretiyorlar ki, çoğu zaman yaptıklarını bir bütün olarak hatırlamıyorlar; sürekli yeni bir adım ve yeni bir icraatla meşguller.
İcraatların unutulmasında bir beis yoktur. Çünkü bu maddi yatırımlar ülkenin kalkınmasının bir cüzü olarak varlığını sürdürür ve insanlar bunlardan yararlanmaya devam eder.
AK Parti hükümetleri, yapmış oldukları icraatlardan daha büyük bir şey başardı; o da değer üretimidir. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanı ekseninde gelişen bu değer üretimi, ülkemizin ve bölgemizin geleceği açısından çok daha kıymetlidir.
Gördüğüm kadarıyla hız çağında, hükümet çevresi ve onu takip edenler de icraatları üst üste koyup sayamazken, değer üretimiyle ilgili de benzer bir hafıza kaybı yaşamaktadır.
Kabul edelim ya da etmeyelim, insanlığın son iki yüzyılına Batılı devletler damga vurmuştur. Siyasetten kültüre kendi hegemonyalarını inşa ederken, başka milletlerin —biz dâhil— yokluğunun ve inkırazının planlarını da yapmışlardır. Bu hegemonyanın dışına çıkmanın, paradigmayı yırtıp parçalamanın zorluklarını herkes bilmektedir.
Bir gün başlı başına Sayın Erdoğan'ın bu baskın paradigmayı nasıl dönüştürdüğünü ele alırız.
Konuya Suriye'deki son gelişmeler ve Türk, Kürt, Arap meselesi olarak bakacak olursak, birçok kişi olan biteni tribün psikolojisiyle ele aldı. Sosyal medya aklıyla birbirimize verip veriştirdik.
Oysa AK Parti cephesinden son zamanlarda ortaya çıkan en önemli metinlerden biri Kızılcahamam Manifestosuydu. Sayın Cumhurbaşkanı metni okurken alkışlar sel olmuştu. Hatırladığım kadarıyla Sayın Emine Hanım konuşmayı dinlerken gözyaşlarını tutamamıştı.
Bu metin fasikül hâlinde çıkmadı; çok özel kurgusu yapılmış videolara dönüştürülmedi, dünyanın bütün dillerine çevrilmedi. Çünkü bir değer, sahip çıkıldıkça anlam kazanır. Bu manifesto tam da bugünler için irad edilmişti.
Terörsüz Türkiye meselesinin konuşulduğu ilk günlerde, meseleyi ele alırken bunun aynı zamanda birterörsüz bölgemeselesi olduğunu vurgulayanların sayısı az değildi.
Kızılcahamam Manifestosu, tam da iki dünya savaşında işgale uğrayan ve kültürel emperyalizmle birbirine düşman edilen milletlerin, geçmiş bin yıldaki kader birliğinin, gelecekteki bin yıl içinde yeniden bir kader birliğine dönüşmesini; yeni bir inşa sürecinin ancak bu birliktelikten neşet edeceğini ifade ediyordu.
Şimdi kardeşliğin sesine kulak verelim. Bugünkü tribün tartışmaları gelip geçicidir. Asıl olan hakikattir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kızılcahamam konuşmasında Türklerin binlerce yıllık tarihsel sürekliliğine ve İslam'la kurduğu güçlü bağa vurgu yaparak, Türk, Kürt ve Arap halklarının ortak bir medeniyetin kurucu unsurları olduğunu ifade etti.
Talas Savaşı'ndan itibaren İslam'la müşerref olan Türklerin, Selçuklu'dan Osmanlı'ya uzanan süreçte Kürt ve Arap kardeşleriyle omuz omuza ilim, sanat ve devlet merkezleri inşa ettiğini belirtti. Malazgirt'ten Kudüs'ün fethine, İstanbul'un fethinden İstiklal Savaşı'na kadar kazanılan zaferlerin ortak irade ve kader birliğinin ürünü olduğunu vurguladı; Bağdat'tan Şam'a, Diyarbakır'dan İstanbul'a kadar pek çok şehrin bu müşterek medeniyetin ortak mirası olduğunu söyledi.
Konuşmada, Türk-Kürt-Arap ittifakının tarih boyunca huzur ve adalet ürettiği, ayrışmanın ise yenilgi ve felaket getirdiği hatırlatıldı. Moğol istilaları, Haçlı saldırıları ve Birinci Dünya Savaşı yenilgileri tefrikanın sonucu olarak gösterildi.
Bugün Gazze ve Filistin'de yaşanan zulmün de Müslüman halkların birlik kuramamasından kaynaklandığını ifade eden Erdoğan, terörün asıl amacının Türkiye'yi bölmekten ziyade Türk ile Kürt arasına nifak sokmak olduğunu dile getirdi. Bu oyunun bozulduğunu, Malazgirt ruhunun ve ortak mücadele bilincinin yeniden canlandığını söyledi.

35