Büyük İslam âlimi İbn Arabi, devlet yönetimini tarif ederken şöyle der: "Başkent kalbe benzer; kalp, kanı en kılcal damarlara kadar iletecek ve sağlıklı bir şekilde geri alacak. Kan, kalbin etrafında birikirse önce kendisini, sonra bedeni çürütür"
İbn Arabi'nin bu sözü, siyasetin sorunlarını ve çözüm yollarını içinde barındırıyor.
2019 yerel seçimlerinden sonra Kriter dergisine verdiğim geniş mülakatta Prof. Dr. Yusuf Özkır ilginç bir tespitte bulunmuştu. "Genelde gazeteciler ve yorumcular muhalefet partilerini eleştiriyor; fakat siz aynı zamanda dönüp AK Parti'ye de önerilerde bulunuyorsunuz. Bu, çok da alışılmış bir tutum değil," demişti. Köşe yazılarımı takip edenler bunu çok rahatlıkla görebilir.
Nitekim bu dava, sadece bir partiden ibaret değil; daha uzun ömürlü ve daha güçlü olması için kendimce çabalıyorum. Ancak sorunlu alanlarla ilgili herkes sureti haktan görünüp sustuğunda, bu alanlar nasıl iyileştirilsin
Türkiye'nin gelecek vadeden bir partisi var ve dünya çapında siyasal etki üreten Sayın Erdoğan gibi bir lideri bulunuyor. Muhalefetin dağınık yapısı göz önüne alındığında, AK Parti'nin güçlü bir şekilde geleceğe dönük vizyon geliştirmesi, ülke çıkarları açısından bir zorunluluk gibi görünüyor.
Bu ülkenin siyasi tarihini bilmeyen ve AK Parti'ye sadece iktidar saikiyle ilgi duyanlar, AK Parti devrimlerinin ne anlama geldiğini anlamakta zorlanabilir. Oysa AK Parti devrimlerinin arkasında, bu mazlum milletin yüzyıllık mücadelesi yatıyor.
AK Parti'nin demokratik ve kalkınma devrimlerinin karşısında sadece tek parti zihniyeti yok; adım adım tam bağımsızlık yolunda güçlenen Türkiye'yi, eski Türkiye'ye döndürüp kontrol altına almak isteyen emperyalist Batılı devletler de var.
Bu bağlamda, AK Parti'nin geleceğe doğru atacağı adımlar, aynı zamanda tam bağımsızlık sürecinin ve dış politikada ortaya çıkan güçlü Türkiye duruşunun kalıcılığı açısından hayati önem taşıyor.
Türk halkı, çeyrek asırdır Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsi idaresinden memnun olduğu için onu baş tacı ediyor. Büyük kongrede siyasete katacağı yeni ruh ve bürokraside eskiye dönüş hevesini engelleyecek adımlar, Cumhurbaşkanımızın sağduyulu yönetimine parti ve bürokrasiyi daha fazla yaklaştıracaktır.
AK Parti'ye oy verebilir seçmen kitlesi 40'lara düştü. Bu oranın 50'lerde olması gerekir ki, parti oyları 40-45 bandına yükselsin. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında, AK Parti'nin oy potansiyeli 55'lere kadar çıkmıştı.
Parti yaşının ilerlemesiyle birlikte, AK Parti içinde bir yaşlanma sorunu ortaya çıktı. İlginç bir şekilde, Cumhuriyet Halk Partisi son on yılda gençleşen bir profile sahip olmaya başladı. Önceki yıllarda CHP, yaşlı bir parti olarak anılırdı. Parti yöneticileri açısından AK Parti, Türkiye'nin en genç partisi olmaya devam etse de, bu durum belki yeni söylem ve siyasetle aşılabilir.

81