İslam dünyasının bayram sevinci

Ramazan coşkusu her akşam yaşandığı için bir ay boyunca insanın içine işler. Oruç, iftarlar, teravihler, yardımlaşmalar ve gece sohbetleri; insana hem insanlığını hem de ibadet hazzını yeniden hatırlatır. Bu yüzden Ramazan ayı daha çok yazılır, daha çok konuşulur. Edebiyat-ımızda doğrudan Ramazan'a ait "ramazannameler" vardır ki; Ramazan ayının faziletinden sosyal hayata kadar birçok konuyu şiirsel anlatımlarla işler.

Kurban Bayramı ise kısa sürdüğü için Ramazan kadar yazılıp çizilmez. Ancak hac farizasının Kurban Bayramı günlerinde yerine getirilmesi başlı başına muhteşem bir durumdur. Arefe günü ve bayram günleri sadece hacca gidenler değil, bütün müminler adeta Arafat'ta toplanmışçasına aynı hac coşkusunu yaşarlar.

Çocukluk günlerimizde hacca gitme imkânları çok zordu. Bir kasabadan birkaç kişi hacca gittiğinde, hac dönüşü evlerinin çevresinde büyük kalabalıklar oluşurdu. Hacıları tebrik etmek için bilen, duyan herkes koşup gelirdi.

Sosyal medyanın olmadığı, medyanın ise doğru dürüst haber aktarmadığı yıllarda büyüklerimiz hac günlerini bize adeta bir gazete muhabiri gibi anlatırlardı: "Bugün hacılar Arafat'a çıktı, bu saatte Mina'ya hareket edecekler, yarın Kâbe'de olacaklar..." diye binlerce kilometre uzakta gerçekleşen hac farizasını saatlerce sohbetlerde konuşur, büyük bir manevi heyecan yaşarlardı.

İslam'ın muhteşemliğine bakın ki; herhangi bir ibadet dünyanın bütün kıtalarında, bütün ülkelerinde, bütün kutsal mekânlarda aynı anda birbirini tekrar ederek devam etmektedir.

Kelime-i şehadeti düşünün... 1,5 milyardan fazla Müslüman aynı itikadi bütünlüğe sahiptir.

Namaz ibadetini düşünün... Medine'de, İstanbul'da, Hindistan'da, Sibirya'da, Latin Amerika'da; yaratılmış bütün coğrafyalarda namaz kılınmaya devam ediyor.

Oruç ibadeti ise Ramazan ayını büyük bir coşkuya ve heyecana dönüştürüyor; bu coşku Müslümanların iliklerine kadar işliyor.

Bugün Kâbe'de, Mekke'de bulunanların yaşadığı hac duygusu ne tam anlamıyla anlatılabilir ne de tasvir edilebilir. Milyonlarca insanın beyaz ihramlarla mahşer gününü hatırlatırcasına Arafat'ta toplanması, bir kuş sürüsü gibi topluca hareket etmeleri, vakfeye durmaları ancak o kutsal mekânda hissedilebilecek muhteşem bir duygudur.

Bugün Arafat ve Mina'da hacılar daha çok çadırlarda kaldıkları için insan seli özellikle toplu hareket anlarında ortaya çıkıyor. Bir hac ziyaretimizde Müzdelife'de bir tepenin üzerine çıkıp o muhteşem görüntüyü iliklerimize kadar hissetmiştik.

Bir başka hac gününde cuma namazı sırasında Mekke'de Kâbe'nin etrafındaki tepelerin tamamının hacılarla dolduğunu görmek de unutulmaz bir manzaraydı.

Bu yüksek maneviyatın müminler için bir yeniden doğuş olduğuna bütün Müslümanlar inanır. Hacca giden her mümin, Arafat'tan ayrılırken günahsız bir şekilde yeniden doğduğuna inanarak ayrılır.

Biz de bu bayramda dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlarla aynı coşkuyu yaşayacağız. Kâinatı var eden Cenab-ı Hak ile olan bağımız daha da güçlenecek.

Son otuz yıldır Türkiye'de yüzlerce sivil toplum kuruluşu ve Türkiye'nin misyon kurumları; baştaİHH İnsani Yardım Vakfı,Deniz Feneri Derneği,Aziz Mahmud Hüdayi VakfıveTürkiye Diyanet Vakfıolmak üzere dünyanın birçok ülkesinde kurban organizasyonları gerçekleştiriyor. Anadolu'nun her şehrinden binlerce insan ve kurum, yaklaşık yüz ülkede kurban kesiyor. Bu faaliyet yalnızca bir yardım organizasyonu değil; aynı zamanda Müslümanlar arasında ümmet bilincini yeniden inşa eden büyük bir yakınlaşma imkânı sunuyor.