İran devlet yetkilileri, Türkiye'de kendileri ile ilgili yazılıp çizilenlere hep bir alınganlık gösterirler. Bu alınganlığın sebebine gelince; güçlü bir diplomatik geleneği olan İran, kendi uygulamalarında alabildiğine rasyonel davranır, hatta rasyonelliği de aşarak çoğu zaman aşırı çıkarcı bir tutum sergiler. Fakat Türkiye entelektüelleri ile kurmuş olduğu ilişkiyi hâlâ devrim üzerinden okumaya çalışıyorlar. Fakat köprünün altından çok sular aktı.
İran'ın devriminden sonra, devrimi başka ülkelere transfer etmek gibi bir politikası vardı. Humeyni'nin ortaya koymuş olduğu söylem, Batı karşısında bütün zamanlarda yenilgiye uğramış Müslüman topluluklarda karşılık buluyordu. Bütün İslam ülkelerinde bu hareketin taraftarları ve karşıtları oluştu.
Her şey aslına rücu edermiş. Bugün bizim karşı karşıya olduğumuz İran İslam Cumhuriyeti, katı bir ulus-devlet modelinde, Fars milliyetçisi bir devlettir. Ülke çıkarı konusunda dünya umurlarında değildir; en radikal ulus-devletten daha çıkarcı bir dış politikaya sahiptir. İran, din ve siyaset üzerine baskın bir rol oynar; fakat bu baskınlık, İslam'ın cihanşümul yaklaşımından ziyade Şii mezhepçi politika olarak siyaset sahnesine yansımaktadır.
Obama'nın İran'ı dünya sistemine katma çabasında olduğu yıllarda, İran bu fırsattan bir Şii imparatorluğu çıkarmaya çalıştı. Trump'ın ambargoları ve İsrail ile karşı karşıya gelmesi ise İran'ın gücünü test eder duruma düşmesine neden oldu. Bu durum, İran için olağanüstü bir nüfuz kaybı oluşturdu. Kaybolan nüfuz geri kazanılabilir mi, bekleyip göreceğiz.
ABD, Irak'ı ve Afganistan'ı işgal ettiğinde, İran'ın iki ezeli düşman devletini yıkmıştı. Irak'ı ABD işgal etti; İran ise Irak'taki kaosu sürdürülebilir bir model hâline getirdi. İstikrarlı bir şekilde Irak'ın bir milli devlet kurmaması için elinden gelen bütün taktikleri geliştirdi ve uyguladı.
İran'ın Irak siyaseti, kendi dış politikalarının ana eksenini oluşturdu. Kendi tezlerine göre, eğer etraftaki ülkeler kaos hâlinde olursa, kargaşa İran ana karasına sıçramaz ve kendi topraklarının güvenliği ve istikrarı korunmuş olur.
Arap Baharı'nın ilk günlerinde Suriye halk devrimi başladığında, İran Irak kaos politikasını Suriye'ye taşıdı. Arap Baharı, Suriye'de hız kesti; iç savaş ve kaos görüntüleri, Arap Baharı'nın da ne menem bir şey olduğunu ortaya çıkardı. Zamanla Mısır ve Tunus'ta devrimin karşı devrime dönüşmesi ve Yemen'in iç savaşla baş edemeyen bir ülke olması, Arap Baharı'nın büyük çıkmazları olarak kendini gösterdi.
İran, icat ettiği milis güçleri ve askeri danışmanları ile Irak, Suriye, Yemen ve daha köklü bir şekilde varlığını devam ettirdiği Lübnan'da kaos teorisini sürdürdü.
İran ve Türkiye iki bölgesel güçtür. On yıl önce İran, görece Türkiye'den daha üstün bir pozisyonda olsa da bugün Türkiye, bir bölge ülkesi olarak kendisine yakın bütün devletlere fark atmış durumda. Sn. Erdoğan liderliği sayesinde bölgesel bir devletin diplomatik alandaki başarıları küresel etki oluşturmaya başladı.

101