ABD'nin Irak işgali, Soğuk Savaş sonrası ilk küresel işgal girişimiydi. 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan ve Irak işgal edildi.
ABD, Irak'a saldırmak için bir bahane üretme ihtiyacı duyuyordu. Saddam'ın tehlikeli kimyasal silahlara sahip olduğu söyleniyordu. Aynı zamanda Birleşmiş Milletlerden karar aldırma çabası vardı. Yine Batılı devletlerden bir koalisyon oluşturma girişiminde bulunmuştu.
O dönem uzmanlar bu konuyu şöyle yorumlamıştı: ABD, bir ülkeye savaş açmak için Soğuk Savaş döneminde var olan haklılık prensibine dayanma ihtiyacı duymuyor; menfaati varsa istediği ülkeyi işgal edebiliyor.
ABD'nin Irak saldırısı başladığı zaman Müslüman ülkelerde ve Batı başkentlerinde olağanüstü bir tepki vardı. Londra'da savaş karşıtı 1 milyon kişi gösteriye katıldı. Dünya halkları, egemen bir devletin başka bir devlet tarafından işgal edilmesini tepkiyle karşılamıştı. İnsanlık vicdanı zorbalığı kabul etmeye çok da hazır değildi.
Bilindiği gibi İran ile Irak arasında 10 yıl süren bir savaş vardı. Savaş süresince ABD, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden alınan paralarla Irak'a toplam 1 trilyon dolar değerinde silah yığmıştı. Savaş bitince Saddam'ın elindeki silahların İsrail için tehdit olduğu görüldüğü için bu silahların bertaraf edilmesi gerekiyordu.
Irak işgali için ABD, bu ülkelerden tam 1 trilyon dolar daha para aldı ve Kuveyt ile Irak'ın geleceğine el koydu. Bugün dünyanın en zengin iki devleti hâlâ kendine gelemedi.
Ortadoğu'nun en büyük problemi, petrol ambargosundan sonra Körfez'de biriken büyük kaynak sorunuydu. Bu kaynağı hâlâ bitiremediler; savaşlar ardı ardına devam ediyor.
İsrail ve ABD'nin İran'a yapmış olduğu saldırıyı bir animasyon filmini takip eder gibi izlemeye başladık. Ne dünya başkentlerinde bir öfke ne de duygusal bir tepki var.
Sun Tzu, "Savaşlar müttefiklerle birlikte kazanılır ve kaybedilir." der. İran uzun yıllardır etrafında müttefik oluşturmadı. Daha çok kendi gücüne güvendi. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, "Biz düşmanlarımızın komşularımız olduğunu zannediyorduk, oysa düşmanlarımız emperyalistlermiş." dedi.
Küresel siyaset açısından İsrail'in dinci ve irrasyonel devlet idaresi, bölge ülkelerini kan gölüne dönüştürmeyi amaçlayan tavrı, bütün dünyanın bildiği bir gerçek.
Geriye dönük 25 yıllık siyasetine bakınca İran yönetiminin de rasyonel siyaset uygulamadığı görülmüştür.
Bugün "ABD İran'a niye saldırdı" diye soracak olursanız:
ABD çıkarları açısından ne kadar anlamlı olduğu belirsiz.
İran'a saldırmak ve rejim değiştirmekle ilgili ABD halkı ne düşünüyor Yapılan iki araştırma sonucuna göre bir araştırmada %21, diğer bir araştırmada %29 oranında savaşa destek olduğu biliniyor. Gençlerde destek oranı oldukça sınırlı. Demek oluyor ki Trump'ın ve Netanyahu'nun liderliğinin ABD halkı için, insanlık ve adalet namına bir çıktısı yok.
İmparatorlukların gerileme çağında şiddetten başka bir şey üretmedikleri tarihsel bir gerçektir. Bir de sapık bir inanca sahip olan İsrail'in emrinde bir Amerika'dan bahsediyorsak, insanlığın ne kadar büyük bir felaketle karşı karşıya olduğunu bir daha düşünelim.

4