Son günlerde sıklıkla ele aldığım bir konu var: Türkiye'nin meseleleri büyüdü ve küreselleşti. CHP'nin bütün politikalarını üzerine inşa ettiği iç gerilimler laik-antilaik, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, modernlik yanlıları ve karşıtları, Osmanlı düşmanlığı gibi tezler köklü bir sarsıntıya uğradı.
Tarih boyunca kurulan imparatorlukların yarısından fazlasını inşa eden bir milleti, kendi iç meseleleriyle meşgul etmek ve iç çatışmalardan beslenmesini sağlamak, sömürge imparatorluklarının temel amaçlarından biri olmuştur.
Batı'nın sömürge sistemi, insanlığın üzerine bir kâbus gibi çöktü. Geri kalan bütün milletleri haraca bağlarken, dünyada ne kadar etkili olduklarını ve milletlerin kaderini nasıl kontrol ettiklerini biliyoruz.
İki yüz yıl boyunca bütün milletlerin zenginlikleri, madenleri, üretimleri ve kıymetli kaynakları Batılı devletlere aktı. Batı başkentlerindeki ihtişam, sömürge ülkelerinden gelen kanlı kaynaklarla oluşturuldu.
Afrika ülkelerine reva görülen doğrudan sömürgeleştirme, Türkiye gibi imparatorluk geçmişi olan ülkelerde farklı bir biçimde uygulandı. Türkiye'nin siyaseti kontrol altında tutuldu, ekonomisi baskı altına alındı, NATO konsepti ve Gladyo ile askeri vesayet oluşturularak ülkenin kaderi yönlendirildi. Eğitim yoluyla emperyalistlerin ne kadar güçlü olduğu vurgulanırken, diğer milletlerin var olmasının imkânsız olduğu fikri kültürel emperyalizm aracılığıyla pekiştirildi. Böylece bu milletlerin büyük iddialara kalkışmasının önüne geçmek için her türlü tedbir alındı.
Sömürge devletlerinin yetiştirdiği müstemleke aydını ve yönetici sınıf sayesinde durum o kadar normalleşti ki, sömürge imparatorlukları büyük zahmetlere gerek duymadan amaçlarına ulaştı.
Rahmetli Erbakan Hoca, "Her imparatorluğun bir gücü vardır ve bu gücün bir sınırı vardır. Sınırsız güç, kuvvet ve kudret yalnızca Cenab-ı Hakk'a aittir" derdi. Bu düşünceler, Soğuk Savaş döneminde ABD ve Rusya'nın bütün insanlık için bir kâbus gibi göründüğü bir döneme aittir.
İkinci Dünya Savaşı, İngiltere ve Fransa'nın korkunç gücüne bir sınır getirdi. Her ne kadar Trump "Büyük Amerika" imajı oluşturmaya çalışsa da, günümüzde ABD eski gücünde değildir. Buna karşılık, Türkiye gibi ülkeler de eskisi kadar zayıf değildir.
2002 yılında AK Parti iktidara geldiğinde Türkiye'de tartışılan birinci konu şuydu: ABD kontrolündeki askeri vesayet, AK Parti'nin biletini ne zaman kesecek ve darbecilerin desteklediği bir emanetçi ne zaman iktidara gelecek
"Oy alabilirler ama muktedir olamazlar" gibi 28 Şubat kalıntısı cümleler her yerde dolaşıyordu. Yüzü aşkın siyasetçi Türkiye'nin yeni başbakanı olma hayali kuruyordu. Muhtemelen bu sahte başbakan adaylarının her biri gözünüzün önüne geliyordur.
AK Parti, iktidara geldiğinde altyapı ve kalkınma devrimleriyle işe başladı. Bu yükseliş, Türk milletinden büyük takdir gördüğü gibi, geri kalmış ülkelerde de Türkiye'yi ve Erdoğan'ı takip edilmesi gereken bir öncü olarak gösterdi. Bu durum, Türkiye'nin sömürge devletleri karşısında kaderinin değiştiği anlamına geliyordu.

105