Devletlerin sosyal felsefesi ve rastgelelik

Bolu'da bir otel yangını yaşandıktan sonra, devlet kurumlarının işleyişi hakkında bir durum analizi yapmak gerekiyor. Bu tür analizler, bir organizasyonun ve devlet aygıtının şekillenmesi açısından büyük önem taşır. Bu meseleyi, Erdoğan devrimleri ve Orhan Erdenen'in Türkiye'nin kuruluşu ile ilgili eleştirileri ışığında ele alacağım.

"Şeyhül-muharririn" unvanlı Burhan Felek, İstanbul Hemşehrileri Derneği'ni kurmuş, Orhan Erdenen ise bu geleneği devam ettirerek derneğin adını İstanbul Kent Konseyi Derneği olarak değiştirmişti. Uzun yıllar bu konseyin genel sekreterliğini yaptım. Orhan Erdenen, rahmetli Turgut Cansever Hoca başta olmak üzere şehir üzerine kafa yoran birçok isimle birlikte çalıştık.

Erdenen, belli başlı konularda rafine ve radikal fikirlere sahipti. Birçok mason arkadaşı olmasına rağmen masonlarla ilgili olumlu düşünceleri yoktu. "Bu adamlar, bütün kurumlarda ülke adına gerçek bir iş yapılmasını engellemek için yaşarlar. Zararsız gibi görünürler, ama her işi dumura uğratırlar," derdi. Toplantılarımıza katılan 33. dereceden yaşlı bir mason için, "Kaç yıldır bu masada oturuyorsun, Allah rızası için bir cümle kur, gelip burada oturup gitme!" diye serzenişte bulunurdu.

Bolu'da meydana gelen elim otel yangını, Orhan Erdenen'in "Devletlerin bir sosyal felsefesi olmalı" şeklindeki görüşünü hatırlattı. Kendisi, "Her devletin bir sosyal felsefesi olur ve devletler bu felsefe ile yaşar. Ancak Cumhuriyet'in kurumlarının hiçbirinin sosyal felsefesi yoktur; hepsi rasgelelik üzerine kurulmuştur," derdi.

Ülkede bir afet ya da ihmal kaynaklı bir yıkım olduğunda, "Bunu bir yere not edin, çünkü aynı ihmal, aynı yıkım yarın tekrar olacak," der ve eklerdi: "Bir hadise ortaya çıktığında histerik bir tepki yükselir, bir hafta sonra herkes unutur. Benzer problemler farklı zamanlarda devam eder."

Orhan Hoca, "Ben dinle, diyanetle ilgili biri değilim. Ama Osmanlı Devleti sırf bir sosyal felsefeye sahip olduğu için yıkılışı 150 yıl gecikti," derdi.

Erdoğan devrimlerine bakış

AK Parti iktidarının ilk yıllarında bana dönerek, "İhsan, galiba bu adam Türkiye'deki bazı teamülleri değiştiriyor. İstanbul Belediye İdaresi'ndeki dirayetini ve tutarlılığını gördüm. Muhtemeldir ki Ankara'da da benzer işler yapıyor," demişti. Bu olumlu yorumu yaptıktan sonra, Ankara bürokrasisinin ne kadar hesaplı, yanıltıcı ve siyasileri nasıl parmağında oynattığını anlatır, bir yandan da bu sistemdeki vasıfsızlığa vurgu yapardı.

Orhan Hoca'nın sık sık anlattığı bir anekdot vardı: Bir gün Süleyman Demirel'in makamından İstanbul Valiliği Özel Kalemi aranır ve Dimitri Kantemir'in evinin yıkılma riski olduğu bildirilir. Kısa bir süre sonra özel kalem, "Efendim, Dimitri Kantemir'in güncel telefonuna ulaşamadık," yanıtını verir. Bilindiği gibi Dimitri Kantemir, 1673-1723 yılları arasında yaşamış Moldavya prensi, tarihçi ve yazardır. Bu olayı örnek göstererek, "İstanbul Valiliği'nin eski özel kalem müdürünün Muharrem Ergin olduğunu hatırlayın ve düştüğümüz duruma bir bakın," derdi.